Değmez dediğin insan, kalbinin her kıvrımına değer ya; hayatın en falsolu küfürlerinden biridir bu aslında..!

25 Aralık 2012

ÇİTLENMİŞ ÇEKİRDEK

Tuzu üstünde, tazesinden… Çıtır çıtır… En çok da yaz akşamlarını hatırlatır… Alınca eline insan bırakamaz… Her çıtlama, sondan bir öncekidir sözde… Bilmiyorum siz yapar mıydınız? Bazen insan ağzında biriktirir çekirdeğin içini… Onlarcası olunca hepsini yiyiverir… Çok da lezzetlidir. İşte o anlarda, insanın aklına “Ya, şu çekirdeğin içi satılsa ne güzel olur.” fikri gelir… Sahiden… Ben uğraşacağıma hazırı satılsa iyi olmaz mıydı?
Yaşam çekirdek çitlemeye benzer…
Bilmiyorum aranızda “Benim bir elim yağda, bir elim balda” diyeniniz var mı? “Hiç sıkıntı, dert görmedim. Yorulduğumu da bilmem. İstedim, oldu… Hiçbir şey için emek de vermedim.” diyenler? Var ise okumayı burada kesebilirler. E-posta adresim selin@izgorenakin.com. Bana da acilen ulaşsınlar
“Nerdeee…” diyenlerle ise daha yolumuz var.
Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren bir mücadele başlar. İlk başta, birkaç damla süte kavuşabilmek için avazımız çıktığı kadar ağlayabilmeliyizdir. Her geçen gün yeni ihtiyaçlar doğar. Başlangıçta tüm amacımız anlatabilmektir derdimizi. Önce, yaşamda kalmaya çalışırız. Sonrasında ise varlığımızı kanıtlamaya… Önümüzde hep yapılması gerekenler vardır. Aşılması gereken engeller, ulaşılması gereken hedefler. Hiç bitmez.
Küçüklükte aile ile yapılan seyahatlerin vazgeçilmez bir sorusu vardır: “Baba ne zaman geleceğiz?” Genelde cevap da aynıdır. “Şu tepeyi aşınca yavrum.” O tepe bir türlü geçmek bilmez. Tam geçtik dersin. Sonrasında yenisi gelir… Çoğu zaman mutluluk algımız da böyledir. O duygu, sanki ulaşılması gerekenlerin hep arkasındadır. Tam “şimdi” dersin, aaa yine bir şey çıktı…
Bir yaşam döngüsü düşünün.

Büyü, oku, bitir, işin olsun, eşin olsun, evin olsun, çocuk, doğur, büyüt, okut, işi olsun, evi olsun, doğursun, torunun olsun, büyüsün, okusun…

Başlangıcı herkes için aynı. Gelebileceği yer ise belirsiz. Döngüde yazan ne olursa olsun, değişmeyen gerçek, hayatın bizi hedefsiz bırakmayacağıdır. Yani önümüzde hep ulaşılmak istenenler ya da ulaşılması gerekenler olacaktır.
Ee, iyi de… Bizim bir “mutluluk” işi vardı?
O, tam da burada ve şimdi!
Mutluluk…
Bu yazıyı okuyabilmekte…
Yetiştirmemiz gereken bir işimiz varsa, işimizin olmasında…
Çocuğumuzun telaşı bitmek bilmiyorsa, çocuğumuzun varlığında…
Evimizin, eşimizin, sağlığımızın, kariyerimizin… Her birinin uğraşlarında…
Çocuğumuz büyüdüğünde değil, büyütürken,
Mezun olunca değil, okurken, .
Emekliliğimizde değil, çalışırken
Yaşayacağız…
Bakın çevrenize…
Siz neler sahipsiniz?
Bugün, hatta tam da bu an sizi mutlu edebilecek neler var yaşamınızda?
Varlığı için şükredebileceğiniz, yorulduğunuz için gülümseyebileceğiniz…
Tepeyi aşmayı beklemek değil de, camdan manzarayı izlemek, sohbete katılmak gerekir belki de…
Ya da yorulmayacağımız bir yaşamı beklemek yerine, o yorgunluğun, verilen emeğin keyfini sürebilmek…
Aynı siyah çekirdeğin içine saklanmış beyaz lezzetler gibi…

Çekirdeği zevkli yapan içini hazır bulup yiyivermek midir?
Yoksa…
Zevkli olan çekirdeği çitlemesi midir?

Mutlu bir yaşam dileklerimle,

0 Comments: