Değmez dediğin insan, kalbinin her kıvrımına değer ya; hayatın en falsolu küfürlerinden biridir bu aslında..!

1 Şubat 2008

Sığamadım Yüreğine

Kırgın düşlerimden uzak, kırgın kalbimi avutamıyorum artık sevgili. Her yeni gelen gün bir başka kırgınlığa gebe. Ve ben her yeni gelen günle bir parçamı daha kaybediyorum...

Canım yanıyor sevgili... Göğsümün tam orta yerindeki sızıya dayanamıyorum. Bu sen kokan, tadı tuzu sen olan oda, her bir sokağı ve caddesiyle, adı sen olan bu şehir dar geliyor bana.. Sığamıyorum hiçbir yere... Tıpkı yüreğine sığamadım gibi...


Senin için herşey olmayı beklerken, hiçbir şeyin olmanın verdiği dayanılmaz acıyı, hafifletmiyor hayata baktığım pencereden yüzüme iliştirmeye çalıştığım çocuksu tebessüm.

Sensiz geçen her yarım günde, bana seni seviyorum derken, gitmem için aralık bıraktığın kapıya yaklaştım adım adım. Kapının önüne geldiğimde ise.. Durdum sevgili.. Öylece.. sessizce... şizofrence... Kal demeni bekledim.. Çaresizlikten yitip giden çocuksu ruhum içinde binlerce dua ederek... Ellerimi yüzüme sürüşümün ardından amin deyişim kadar kısa bir andı.... Belki de asırlar süren bir bekleyişti... Kal demeni bekledim orda.. Kal deseydin kalırdım... demedin oysa...

Kaç kez vazgeç dedi bu yürek, kaç kez yok olmak istedi... Oysa ne coşku doluydu yüreklerimiz
başlarken yeni bir hayata... Gecelerimizi de, gündüzlerimizi de adamaya hazırdık birbirimize...
Koşulsuz, içten ve sımsıcaktı duygularımız.. Her yeni gelen günü alarak yarından, mutluluklar içinde teslim edecektik düne.. Dünden bugüne... Ne değişti peki sevgili.

Hüzünbaz akşamlardan arta kalan demlenmiş acılardan sıyrılarak, çaresizlik tavındaki İçi dışı sen olan yüreğime bir çıkar yol bulmak adına... Sevgi dilendim senden... Olur olmaz zamanların olmaz bir çağrısıydı bu benden sana... Mağrur bir beste olamadım belki senin için... Ama kırık bir nota oldum sonuçta mızrabın ucunda takılı kalan.


Şimdi gitmek zamanı.... Sen de tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla, tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün yanlarınla başbaşasın şimdi... Çünkü sevgili seni sevmek, özgür bırakmaya razı olmaktı..

Yine de... Senden gelen herşeyi...
Acıyı.. ve kederi... ve hüznü... ve gözyaşını...
Sırf senden diye... sırf sen diye...
Aldım kabul ettim sevgili...
Eyvallah...

Sesimi Duyan Var mı?

Aşk mı aslında bizi yoran şey sevgili..

İmkansız bir sevişme sahnesi canlanıyor her seferinde seni en yoğun hissettiğim zamanlarda.
İmkansız diyorum çünkü biliyorum ki ulaşamam sana..

Dokunamıyorum sana. Her ne kadar hayal kursam da, hissediyorum desem de dokunamıyorum işte sana.. Öpemiyorum o tatlı dudaklarını.. Dokunduğum sadece kendi bedenim Ve senin yerine koymaya çalıştığım “Hayalet bir çift dudak, dudaklarımda hissettiğim”...

Yine de umutlar yaratıyorum polyanna misali.. Her şeye rağmen seviyorum seni... Her koşulda seveceğim biliyorum.. Sevmezsem ölürüm çünkü.. Korkum aslında ölümden değil.. Korkum sana tam anlamıyla sahip olamadan bu dünyadan ayrılmanın buruk acısından.. hani derler ya.. 'gidersem gözüm arka da kalacak..' gözüm hep arkada kalmaya mahkum sanki...

“Başladığın yerde bitiyor benim için hayat, hayatın başladığı yerde de sen başlıyorsun...”

her şeye rağmen..
bunca yaşanan acılara rağmen..
olduğum yerde bekliyorum seni....
bekliyorum..
bekliyorum..
bekliyorum..
suskun, acılar içinde ve ölmeye razı bir idam mahkumu gibi..
ölmek için gönüllüyüm çünkü..
seviyorum seni...
sonsuza kadar..
acılara katlanmak zorunluluğunu kabullenerek seviyorum seni..

“acıyı yaratan bizmiyiz. acıyan bir çift beden de, sürekli kanayan bir çift ruh.. ölmek isteği.. sonsuza kadar çığlık atmak hiç susmamak isteği.. haykırmak ve ciğerlerini, boğazlarını.. ses tellerini yerinden koparacak kadar çok haykırmak isteği...“

sesimi duyan var mıı! ! ! ...

içimde yankılanıyor sesim
ve gelip tam ortasında patlıyor yüreğimin.
canım çok yanıyor..
çok yanıyor..
çok yanıyor canım.....

Gözlerin Görmediği Sevdaya Tutsak

Sensizlik… Ne zor bunu kelimelerle sana anlatabilmek. Çaresizliğin yakama yapışıp da kırılası boynumu bükmesi.. her gece hayalinle avunmak zorunda olmak. Ne zor sevgili.. kelimelerim ağlıyor. gözlerim ağlıyor. yüreğim ağlıyor. ruhum ağlıyor. Gökyüzü ağlıyor... Yer gök ağlıyor.. ben ağlıyorum. İçimden bin ağaç sökülüyor kökünden.. Ne zor seni sensiz yaşamak..


Sensizliğinde seni var ediyorum olmaz zamanlarda.. seninle dertleşiyorum gecenin kör karanlığında.. yokluğunla savaşıyorum sanrılarımda var ederek seni. Bir zaman geliyor ki hayaller artık avutmuyor, gözler gerçekliği görmek istiyor. Eller sıcaklığı hissetmek istiyor. İmkansızlığını bile bile... Kalbim kalbini seviyor yar.


Geç kalmış bir aşk görmeyen gözlerin içinde mavi bir ölümü bekliyor.

Sen kokan loş odamda masal kırıntılarını dökerken başımdan aşağıya, bizim şarkımızın ezgisiyle dans ediyorum hiç dokunamayacağım bedeninle… Bir anda gerçekliğe dönmek canımı yakıyor. O an telefona sarılıyorum hemen. Sesini duyarak hala o masalda olduğuma inanmak istiyorum. Sesinle yeniden başlıyor masalım. Kayıp kentimin hayal prensesi oluyorsun yeniden. Her güzel şey gibi masal bitiyor yine... telefonun diğer ucundan gidiyor sesin.. Karanlık.. boşluk… gerçeklik… Yeniden..tekrar tekrar.. acıyor içim..


Keşke sevgili, hayat böyle olmasaydı.. başlamadan bitmeseydi her şey. Kırık kanatlarla uçmaya çalışmasaydık.. Keşke adını haykırarak söylemem sonsuzluğa kalmasaydı..


Biz aşka aşık iki aşıktık imkansızlık sınırında...
Gözlerin görmediği sevdaya tutsaktık
Sıra dışıydık…özeldik..
Hani ateşle suyun hikayesindeki gibi
Hani birbirlerine olan imkansızlıkları gibi
Ateş suya yaklaşsa su buharlaşıyordu ya
Su ateşe gitse ateşi söndürüyordu
Hani o yüzden su, sırf sevdiği zarar görmesin diye
Dağları aşmış bilinmez diyarlara ulaşmıştı
Ateş ve su gibi, gece ile gündüz gibi…
İmkansız aşkların en görkemlisine şahit olacak gelecek günler
Hiç sahip olamasam da sana
Hiç dokunamasam da tapılası vücuduna
Hani hiç göremesem de gece gözlerini
Bilmesem de dudaklarının tadını
Söyleyemesem de adını hiç kimseye…
Bekleyeceğim sevgili..
Kendi derinliğimde boğulsam da
Bir gün buharlaşacağım günü bekleyeceğim.

Affet Yoksayamadım Seni


Gecenin kokusu sinerken üzerime, beyin kıvrımlarında dansetmekte kelimeler.

Anlamsızlık yapışmışken ömrümün sayılı kalan zamanına, tüm ihtişamınla geldin sensiz kıyılarıma.
İmkansızlığını soyundukça sevdanı giydirdin üzerime.

Ben sana aktıkça sen doldun.. Sen benimle doldukça taştın.. Taştıkça sardın, sardıkça yaktın.

Ayazda iki yürek, yangınlar ortasında, küllerin içinde dans ederdi bir zamanlar... Hangi zamanlar..
Ne zaman..var mıydı öyle bir zaman…

Yoktu senden öncesi yaşanmışlıklardan arta kalan. Yaşanmamış ne varsa sana dair, akreple yelkovanın takılı kalmış ucunda...

'Sensizliğim.. Kalın bir örtü gibiydi yüreğimin üzerini örten..'

Seninle bu kadar doluyken, her yanım seninle çevriliyken ne yöne dönsem sana “sobe”lenirken,
görünmez ellerin hala yüreğimi sıkarken.....

De bana sevgili, Yok sayabilir miyim seni?
De bana… Yok sayabilir miyim yaşanmış bir sevdanın küllerini eşelendiğimi?
Yok sayabilir miyim sana olan sevgimi?
Peki ya, yok sayabilir miyim sendeki yüreğimi?

Sen gitsen de benden, ben yine söküp getiririm seni yaşadığın şehrin kalbinden..
Sen öldüm desen de o aşifte şehrin rahminden sezeryanla alırım seni.
Ben bu kadar senken..
Sen bu kadar benken..
Bizken..
Yok say beni diyemezsin, isteyemezsin bunu benden...

Ama… gittin benden.. Gitmemi istedin senden.. Korktun belki de aşktan, hiç yaşamadığın bu tılsımlı duygudan..

Affet, yok sayamadım seni sevgili.. Ben seni yok sayamadım.. Zamanın durduğu bu noktada susuyorum. Kanayan ruhumun tüm kırılmışlığıyla, hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum..
Ve ilk kez yüreğine fısıldıyorum: “Yok sayabilirsin artık beni”

Yenilgiyi yakıştıramadım kendime, tıpkı gidişleri yakıştıramadığım gibi.. Ama bana çok yakıştığını düşünmüş ki hayat, iğneledi üstüme hayal kırıklığını ve terkedişleri..

Sobelemek Ölümü Aşkı ve Hüznü

I

Tek yürek atımı olmak ve sobeleyen olmak ölümü.. Beraberce.. Yasaklı olan diyarın en gizemli yerlerinde.. Yaşayamadıklarımıza duyduğumuz öfkeyi uysallaştırabilmek seninle... Hem de tek bir kelimeyle..

Ben sevmek için doğarken her yeni güne, sen sevilmek için doğuyorsun seninle sensizliğin olduğu yerlerde... Çelişkiler son bulsun dedikçe, kendi çelişkilerimize yenilenlerdik aslında.. Uzaklıklara bakmaktan gözleri acıyanlardık. Sevmek yaşam olgusuyken bizde, ölümü bile göze alanlardık sevgimiz uğruna.. Yaşayandık sevdayı.. En farklı, en doğal, en biz olan haliyle.

Yarım kalmışlıklara inat, tamamlayandık birbirimizdeki kayıp parçaları. Sevdayı en doğan haliyle yaşayanlardık. Bendim... sendin.. biz olduk, yasaklı olan ama her tadıyla, her nefesiyle biz kokan sevdanın minik busesinde.. Senin olmak vardı.. Sen olmak vardı.. Gözlerinin taaa içlerine bakıp Seni seviyorum diyebilmek vardı....


II


Her doğan güne birlikte gözlerimizi açmak ve merhaba demek vardı... Teninin sıcaklığını hissederken erimek vardı, adı bilinmez olan diyarların en köhne yalnızlığında..

Dilime yerleşen nihavent ezgiler eşliğinde adımlarken çılgınlığın dikey boyutlarını, yanmak vardı aşkına üşüyen yanımdan soyutlayarak kendimi..

Asırlar öncesine dayanan yokluğundu bugünlere ulaşmamı sağlayan. Sendin.. belki de bendim.. ne zaman biz olduk... yoksa hep biz miydik doğduğumuzdan beri..

Tüm kırılganlıklarıma rağmen sevebilmek seni.. Kendi parantezimizde yaşamak özgürce..
Adı aşk olan.. tadı tuzu sen olan sevdaya yanmak alabildiğince.. Umut olmayan bugünlere inat
eldeki yarınlarla mutlu olabilmek senin gölgen altında..

Ve sana seni seviyorum diyebilmek... Tüm gökyüzüne yazmak adını.. Gökkuşağının renklerinde dansetmek seninle, sana aşığım diyerek...

Seni seviyorum sevgili.. seni seviyorum...


III

Sevdalara açılan bir yelkendi sonsuzluğun.... Gecenin kokusu sinerken üzerine kelimelerin, kelimelerden önce harflerle dans edenlerdik..

İzlemek vardı seni derin bir boşlukta... Sadece bakmaktı uzaklardan, dokunamamaktı..
Sen vardın...ben hep fakirdim senden uzakta... Ağlardım bakmadığında delirdiğim bakışlarınla...
Bahar olmak vardı tapılası gözlerinde... Sevgilim diyebilmekti en güzeli... Sevgilim dediğini duymaktı...

Tek yürek atımı sevdamızın karanlık dehlizlerde, kaybolmasına izin vermemekti.
Geçmişe duyulan kin gerilerde kalırken yaşamaktı sevdayı, yaşanmamışlıkların ruhumuzda yarattığı sergüzeştlikte...

Adım hüzündü benim... Gözlerinin alabildiğince ama yüreğinin göremediğince hüznündüm ben ruhundan dökülen...

Adım aşktı benim... Hiç görmediğin, hiç tanımadığın bir tattım senin dilinde... Seviyorum diyebildiğimce özgür olmak ve özgürlük kanatlarını sevdana yükleyebilmekti akreple yelkovanın peşine takılarak..

Zaman durdu sevgili... Bundan sonra ve bundan evvel...
Senin zamanın benim...

Aşkına üşüyorum.

Sıradışı bir yaşamdı seni sevmekle başlayan. Gözleri acıyandık bakarken uzaklara.. Bir varmış bir yokmuşla başlayan bir masalın kahramanlarıydık.. Belki asırlar sonra Leyla ile Mecnun’un
yitik ruhlarıydı vücutlarımızda can bulan... Duymadığımda seslenmediğinde kulaklarımdaki çığlıktı ölüm... Ve biz sonunda sobeledik ölümü en tatlı haliyle..

Çengelli iğnenin ucuna asanlardık yüreklerimizi... Ve kan damlarken sevdayı yudum yudum içenlerdik. Boşverenlerdik herşeye, sevdanın yeni şekline bürünenlerdik. Yasaktın bana, yasaktım sana.. Sona ermiş görünen ama asla son olduğu bilinemeyen bir olguydu yaşayamadıklarımız. Sen vardın ben ise yokluktum

Adımız aşktı bizim, adımız hüzündü.. Kimsenin anlayamayacağı, bir paranteze sıkışmış kalan
noktalama işaretlerinin artık hükümsüz olduğu bir sevdaydı adımız... Şizofrenliğimin aykırılığı kadar aykırıydı sevdamız..

Oynadığımız körebe oyununda ebe olanlardık, bir türlü sobeleyemediğimiz geleceğimizle..
Bakışlarla konuşanlardık, ukala ses dalgalarının inadına... Yüreklerimizle görenlerdik, gören gözlerin aksine.. Ve biz kelimelerle sevişenlerdik tensel yakınlığı göz ardı ederek..

Ne çok sevdin beni... ne çok sevdim seni.. ne olduğunu anlamadan açılan sevda parantezimiz,
yine ne olduğunu anlamadan kapandı.. Üç noktalarla devam etmek istedikçe, inadına tek nokta oluyor artık cümlelerimizin sonları.

Devrik hayatlarımız gibiydi cümlelerimiz de... düz bir hayattı oysa istediğimiz. Belki de devrikliğiydi cümlelerimizin, hayatımızı anlamsızlaştıran.

Gittiğinde, kal diyemeyendim, iki damla gözyaşını saklayandım senin için gecelere...
Gittiğimde kal diyemeyendin yaptığın en zor seçimle...

Aşkına üşüyorum... sessizce...şizofrence..

'Seni sevmek sevgili, seni özgür bırakmaya razı olmaktı...'

“Yokluğun bıçak gibi kesti geceyi
Bir sen az oldun isteklerimde....
Oysa bir sen olsaydın gecemde gündüzümde.. “

Hayalden İbaret Sevda'm


Kırgın düşlerimden uzak, kırgın kalbimi avutuyorum. Kimbilir kaç zaman geçti sensiz, sayamadığım...
Senden uzak, sesinden uzak... Bir kez dokunamadığıma mı yansaydım sana, yoksa sesinden uzak kaldığıma mı, hangisi daha çok canımı yakıyordu... anlayamadım.

Yıllardır içimdeydin, belki de asırlardır... belki de doğmadan önce de biliyordum seni. Hep beklediğimdin sen, ama sana bunu anlatamadım...

Ben geldikçe, kaçanım oldun.. içini bilmediğim, yüreğini görmediğim sevdanın, kekremsi tadı oldun dilimde.. bıkmadan usanmadan sevgimi anlattığım, kağıtlar tükenip de kalemimin kırıldığı an da bile
beni düşündüğünü umut ederek, yeniden yazmaya koyulduğum adını bile koyamadığım sevdam oldun. Benim için çok şey oldun, ama ben senin için hiçbir şey oldum...

Kaç kopuş yaşadım bunca senedir.. Şerha şerha bölündü ruhumla birlikte kalbim. Dayandım...
dayandım da bir senden kopuşuma dayanamadım.. Ama olsun be gülüm, ayrılığı bile senden diye, sevdim ben...

Hep beni sevdiğini hayal ettim, belki de sevmedin.. ama ben hep hayal ettim. Hayalin bile güzeldi, bozmaya kıyamadım.. Beni kırdığın zamanlarda bu hayale sarıldım sımsıkı, seni kolay affetmelerim de bu yüzdendi zaten.

Gözyaşlarım akarken sessizce yanaklarımdan, onları bile sevdim, çünkü onlar sana aitti. Seni kaç gece döktüm gözlerimden bilmem, sayamadım...

Sesini hapsettim beynimin tüm hücrelerine. Özledikçe, çıkarıyorum sesini. Kapatıp gözlerimi, seni düşünüyorum yanımdaymışsın gibi.


Hep kızdın bana belki de seni sevdiğim için, nedenini anlamadığım kızgınlıklarının tümünü bana yönelttin her zaman. Bilemedin, bilemedin senden bir şey istemediğimi. Bırakmadın beni, seni özgürce sevemedim. Seni senden gizli sevdim.

Gittin, yoksun hayatımda. Artık gizlemiyorum duygularımı, özgürce seviyorum seni. Gözyaşlarımı hergün avucumda biriktiriyorum, sonra öpüyorum onları bir bir, seni öpercesine.

Gittin ve ben, gitme kal benimle diyemedim sana. O kadar istekliydin ki gitmek için, dur diyemedim sana, içim yandı da yine de kal diyemedim umursuz bakışlım.. Ardından bakarken, sessiz çığlıklarla bağırdım... duysaydın çığlıklarımı yine de gider miydin? Kulaklarını kapatabilirdin belki, ya kalbini kapatabilir miydin bana? hiç bilemedim...

Gitmen, seni sevmemi engellemiyor anla artık. Sen yokluğunda da varlığımsın... hiç gelmeyecek olsan da bundan sonra, yine de varlığım kalacaksın. Seni hep beklemiştim asırlardan bu yana... geldin varlığınla beni mutlu ettin. Şimdi gittin, yokluğunla bile mutlu ediyorsun. Çünkü senden bana kalan şey o kadar güzel, o kadar özel ki...

Gel demiyorum sana, demeyeceğim.. Gittiğin yerde mutluysan eğer, bu da bana yeter.
Sesinden mahrum kalmışım ne çıkar, senin özleminle her gün canım daha bir yanmış ne çıkar..
Yokluğunu varlığa çevirebilmişim ya, bu da bana yeter..

Gün aşık olmuş geceye,
Gece de yakamoz düşürmüş denize
Ne gün erişebilmiş geceye, ne de gece kavuşabilmiş gündüze.
Birbirlerini hiç görememişler belki de..
Ama engel olmamış bu aralarındaki sevgiye..
Varlıklarını hissetmeleri bile yetmiş kendilerine
Bazen, gün isyan edip yakmış ortalığı
Gece de özleminden tüm ışığını söndürmüş gökyüzünden
İkisi de bulutlara yükleyip hüzünlerini
Tüm yeryüzüne yağdırmışlar gözyaşlarını
Yine de vazgeçmemiş sevdasından ikisi de
Sonsuza dek birbirlerini göremeyeceklerini bilseler de....

Ben geceyim işte, senin için yakamoz düşürüyorum bol bol denize. Sen benden gitsen de, ben gelirim senin bensiz kıyılarına. Yokluğundan soyunup, varlığını giyerim üstüme... Gelirim, derin, sessiz duygusuz uykularına...

Benim için var olduğunu bilmek bile yeter, seni hiç göremesem de...

Bir Şizofrenin Günlüğü

Bir Şizofrenin Günlüğü'nden

Gecenin siyahı çökerken üzerime, aklın sınırlarını zorlayan bir çığlıkla avaz avaz susuyorum..
İçime çöreklenen ölümün sessizliğine inat, göğsümün tam orta yerine gelip patlıyor çığlığım..
İmkansızlığın karşısında canhıraş bir çabayla tutunmaya çalışırken yaşamın takılı kaldığım kıyısına, ellerimin boşluğu sarmasıyla sarsılıyor bedenim. Sanrılarımın bir oyunumusun yoksa imkansızlığın mı hayal dünyamın kapılarını zorluyor yine..bilmiyorum..

İçimdeki cesede dokunuyorum bir kez daha.. ellerimdeki kana bakıyorum boş gözlerle.. bir umut.. yokmu…

Kafamın içinde binlerce ses.. susturamıyorum..susmuyorlar..
- Bırak gitsin..
- yooo olmaz..
- bırakırsam ölürüm..
- giderse yiterim…
- Devam et..boşver her şeye..
- Bak bu olur.. ama imkansızlık? ? O ne olacak?
Yanıt…Sessizlik..

Gece daha da siyahlaşıyor.. dört duvar karanlığın boğucu kollarında arıyorum sanki huzuru..
Yitikliğim bir kez daha hortlarken yattığı yerden, kaderimin pis sırıtışı midemi bulandırıyor..
Gidin başımdan.. yalnız bırakın beni..
Yok mu sesimi duyan.. yok mu akan bu kanı durduran..
Tiz bir çığlık yükseliyor boğazımın derinliklerinden..

Saatin tiktaklarına takılıyor beynimin gözleri..
Tik tak..tik tak..
Zamanın acımasızlığı bu.. nasıl da alay ediyor benimle..
Gözlerimin kenarında oluşan derin çizgileri hatırlatıyor yeniden..
Aynanın karşısında gördüğüm yansımaya bakıyorum tik tak’lar uğuldarken beynimde..
Ne kadar zamanım kaldı?
Bazen diyorum ki… her şeyi bırak bir kenara.. yaşa yaşayabildiğin herşeyi..
Önüme duvar gibi dikiliyor yine kahrolası imkansızlığın..
Hangi yöne dönsem çarptığım bir duvar..
Kopası başımı vursam bu duvara.. yıkabilir miyim? ?
Hani şarkıdaki gibi.. “Ben imkansız aşklar için(mi) yaratılmışım...”

Gözlerim karanlığa teslim ediyor kendini.. son ışık kırıntısıda kayboluyor yavaş yavaş..
Uyusam.. uyandığımda sen olsan yanımda.. keşkeleri teslim edemiyorum dünün umursamazlığına.. belkilerle yıkılmıyor imkansızlığın duvarları..

Seninle varolan gerçeklik yıkılası bu duvarla anlamını yitiriyor..
ben yine.. aykırı..bir..şizofrenim…
engel olamıyorum değişime…

Hayallerime bırakma beni..
Sanrılarıma teslim etme..
Tut ellerimi.. çek çıkar beni..
Yık şu duvarı..
Sana ihtiyacım var…
İhtiyacım var sana..


Bir Şizofrenin Günlüğü