Değmez dediğin insan, kalbinin her kıvrımına değer ya; hayatın en falsolu küfürlerinden biridir bu aslında..!

29 Ekim 2007

kurban


Erzurumlular kurban kesiyorlar, bunu gören ermeninin biri arkadaşına;
- Ben de kurban kesmek istiyorum, der.
- Olur mu saçmalama. Sen müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki?
diye karşı çıkar arkadaşı.
Tabi ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp
ineğin
başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde
bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine ermeninin arkadaşı yanına
gelip;
- Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki müslüman kahvesine
bir tanesinden rica et gelip kessin, der.
Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer.
- Bir müslüman arıyorum, der.
Kahve halkından biri korkudan "Ca..ca..camiye gittiler, burada müslüman
yok"der.
Adam camiye gelir ve içeri girip, " Müslümanlar buradaymış, öyle mi?" der.
Cemaatte çıt yok. Sonunda dayanamayıp arkası dönük olan hocayı
gösterirler.
Ermeni hocanın karşısına dikilir; "Burada tek müslüman sensin heralde".
Hoca
kanlı bıçağa bakar ve "Çim? Ben?... Bene müslüman diyenin celmişini
ceşmişini...."

Özledim seni...

Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.

Özledim seni...

Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...

Beynimi uyuşturu­yor özlemin...

Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı­yorum.

Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime sapla­nan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.

Sabahlara seni ok­şayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, se­vimli ha­şarılığını, çocuksu küskünlüğünü...

Nasıl da serttin başkalarına karşı be­ni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...

Hasta olduğunda, o korkunç kriz ge­celerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...

"Atlattı" müjdesini kutlarken yor­gun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:

"Yaşayamaz artık bu evde... yüksek binalar ve be­ton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."

Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...

Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unut­mandan geçtiğini bilmek...

Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" de­mek...

"Beni ne kadar ça­buk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sa­na ne zor...

Sesimi, kokumu çe­kip alıvermek beynin­den, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...

... seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakma­nı istemek senden...

... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...

... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlik­te güneşlendiğimiz on­ca yazı, yanyana titreş­tiğimiz onca kışı, pay­laştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, ar­kandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...

... ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...

... yokluğunu beklemek, ne zor...

* * *

Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engel­leri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden...

Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.

Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüre­ğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve

"Geri dön bebeğim" demek istiyorum:

"Geri dön... kulüben seni bekliyor..."


Can Dündar

22 Ekim 2007

zorla sev diyemezsin...

Her sevdiğin sevecek diye ağlıyorsun ama zorla herkes herkesi sevemez ki! Sırf iyi bir insansın, aşıksın, hayatının anlamı o diye, o seni sevemez ki!
Her şeye hükmedilebilir belki, her şeye sahip çıkabilirsin, belki bir gün dünyanın hakimi bile olabilirsin ama bir kalbe hükmedemezsin ki.
Her gece dua da edebilirsin, ona şiirlerde yazabilirsin, hıçkırarak saatlerce ağlayabilirsinde ama beni sev diyemezsin, sen sev desende o istese de zorla sevemez ki!!
Kalbi insanın söz dinler mi hiç! Hafızası durur mu insan yüreğinin ve bir kalp boyun eğebilir mi o asilliğiyle?
En çok sevgisi karşılıksız olup, sevdiğini elde edebilmiş ama kalbindeki sevgiyi kazanamamış insanlara üzülürüm. Sevilmeyeni yanında tutmak kadar acı ve hüzünlü bir şey yoktur. Sırf sen seviyorsun diye acıyıp terk edilememek
hele en hazini en acısıdır. Zorla kimse kimseyi sevemiyor, ancak seveni bulduğunuz da mutlu olabiliyorsunuz. Bir de bizi sevipte bizimde sevdiklerimiz vardır ancak haberdar değilizdir.
Kalbimizde bir taş, boğazımızda bir yumruk oluşur da sevdiğimizi söyleyemeyiz.Kalp kırıklıkları aptalca gururlar hakim olur bütün duygularımıza,
küçücük bir hatayı bile büyütür devasa bir kabusa çeviririz. Bu eşimiz, sevgilimiz, annemiz, kardeşimiz hatta kendimiz bile olabiliriz.
Çok sevdiğimizden kırılmış kalbimizin, ya yine yaklaştırırsam yine kırılırsa diye korku ve panikle mesafeleri koyarız. Mesafeler önümüzde koca bir dağ olur,
dağlarda ki soğuk karlar kalbimizi üşütür yine yalnız kalırız da sevdiğimizi anlatamayız. Ta ki bir gün onları tamamen kaybedip gittiklerinde
ancak seni çok seviyorum diyebiliyoruz. Ama neye yarar o bizi duyamadıktan ya da geçen o sevimsiz vakitlerden, yıllardan sonra. Yakınlarında olduklarında affedebilmek ne mümkün, kaybettiğimizde kendimizi affedebilmek kadar imkansızdır. O kadar vakit azdır ki zorla sevdiremesek bile kendimiz sevdiğimizi ortaya koymalıyız. Kim bilir belki o da koyamayanlardandır.
Belki sizin kadar, sizin için acı çekiyordur. Onun da boğazında acı veren bir yumruk vardır. Belki sadece biraz gururunuz incinir, utanır acı çekersiniz incindiğiniz de ama , kaybettikten sonra, geç kaldıktan sonra söylemekten iyidir. O kahredici pişmanlığı yaşayıp, çaresizce gözünüzden yaşlar dahi akmamaya başladığında pişman olmaktansa. Göz yaşlarım neden akmıyor demektense, duygularını kendine küstürmeden sevdiğini söyle. Ama sever ama sevmez, dilinden o sözcükler dökülsün yeter. Yeter ki için de bir zehir kalmasın. Belki çok sevilir belki karşılık bulamazsın.
Olsun sevildiğini bilmekte, sevdiğini söylemekte güzel.
Sevgini tek başına yaşamakta
Sevilmiyorsan da zorla sevdiremezsin,
sevmiyorsan da zorla sevemezsin...

Bu gece yine ağladım...

Bu gece yine ağladım yokluğuna.. Gözyaşı damlalalarım sızarken dudaklarıma doğru, tuzu dilimdeki yarayı yaktı biraz daha... Bu gece yine ağladım sensiz şarkılarla... hayatı ezmek yok etmek istedim son bir kez daha ... neden bilmiyorum ama yine ağladım sabaha kadar... sitem etmek istedim içimden bişeylere bağıra çağıra ...

Belkide gözyaşlarım benim yerime tüm hararetiyle bağırmıştır avazı çıktığınca..
Bu gece bir kez daha ağladım sensizliğime, sessizliğime sessizce...

Tutmak istedim ellerini,beni öpmeni..Sıcak tenini hissetmeyi.. Bu gece bir kez daha özledim seni..
Hasreti yine yüreğime aldım ve ağladım bu gece... Kaderime kızarak, ama yine ağlayarak seni düşündüm bu gece...
Ne kadar çok isterdim yanımda olmanı, Çünkü benim bütün dünyam sadece sen olmalıydın, sadece seni görmeliydim ve bana sadece sen bakmalıydın...
Aklıma gelen tüm herşeye rağmen sıyırıp bedenimden senin yanına yolladım ruhumu... Kıskandı yine her geceki gibi seni içten içe yüreğim... Ve Sitem de etti, ağladıda gözlerim... Çünkü Sen Bana Bakmalıydın şimdi, Ve sadece benim olmalıydı gözlerin... Benim senin olduğum gibi sende sadece benim...
Düşünmek ansızın , ve apansız acılar hissetmek, bu gece bir daha yineledi her şey kendini... Ve ben bu gece yine ağladım, yine sevdim seni utanmadan...
Kıskandım, özledim ve ağladım...
Ve yine sadece senin oldum kendi kendime, yine yeminler ettim, yine dualar ettim, biliyorum bi gün bi yerde bedenim olmasada ruhum erişecek sana...
Bu gece yine ağladım, yokluğuna...
Geceleri yakmak istedim yine, yakıp yıkmak herşeyi her zerreyi yerle bir etmek, su olup söndürmek güneşi, senin yokluğunda beni ısıtmaya yetmeyen o güneşi söndürmek istedim
Bu gece yine tüm dünyayı ardımda bırakıp kaçmak istedim, yokluğundan kaçmak..
Yapamadım, her defasında ölmek istedim ama ölemedim, bu acıdan kurtulamadım...
Bu gece yine ateşi sardı bedenimi sensizliğin ve ben ağladım... Yine ruhum Can çekişti, yine boğazım düğümlendi, gözlerim yandı, üşüdü ellerim uzanmak, uzanıp tutmak istedim ama yapamadım... Sen yoktun ve ben yokluğunda kanadım...
Yok Olmak istedim binlerce defa yine bu gece... Yok Olamadım, sensizlikte varda olamadım...

Özledim ama sana anlatamadım, arayamadım, sesini duyamadım sadece ağladım...
Her şeyi sana Yazdım...
Ve Ben Bu gece yine ağladım...

NERDEN BİLECEKSİN Kİ..!

Sen bilir misin insan nasıl kendini unutur.nasıl haykırmak isterde sesi bogazında düğüm olur.konusmak istersin konusamazsın,kaçmak istersin kaçamazsın,hatta gözlerindeki yaslar bitmiştir,ağlayamazsın...

sen bilirmisin benzine su bulanmıs bir insan titrek,cılız bir kibritin aleviyle nasıl tutusur nasıl sokaklara,evlere,hatta kendine bile sıgmaz olur.düşünmek istersin düşünemezsin,unutmak istersin unutamazsın...

sen bilirmisin,nasıl bir örümcek kemirir durur beynini.Ey sevdiğim,bende bilmezdim bir zamanlar hatta düşünmezdim bile bu kadar acımasız değildir derdim insanlar.Ama oluyormus,ama öğretiliyormus insana.,

Yudum yudum ömründen çalıp,hayallerini,umutlarını,daha da ötesi kendini bile unutabiliyormus insan.
Haykırıyor,isyan ediyorum bazen kendime ama elden ne gelir bütün dertler,acılar yine benimle.olsun diyorum varsın buda olsun alışırım diyorum,işte bu arada bir mermi daha vuruluyor beynime.olmuyormus güzelim,alışılmıyormus bu acıya.

Acınında acısı vardır bende biliyorum.Ama kalbim kaldırmıyor artık,öylesine yorgun,öylesine gecmişim ki kendimden,artık insanlar bile vazgecer olmus benim bu halimden.zaman diyorum,ilaç diyorum,buda gecer diyorum.Ama itiraf edeyim mi sana buna artık bende İNANMIYORUM......

sevdam gerçek olmuş ne çıkar....

Bir damla sevdanın adıdır Gözyaşı..
Nefes almaya başladığında nerede sonlanacağını bilmediği bir yolculuğa çıkmıştır çoktan..
Sahibinin yüreğini yansıtan aynada hayatın bıraktığı izlerden süzülür usul usul.

Eğer dayanabilmişse benliğini kavuran hasrete,buharlaşıp uçmamışsa bütün umutlarıyla beraber gökyüzüne,artık vuslat zamanıdır,sevda dertlisiyle yürekle kucaklaşır..
Yürek,gurbetteki yolcusunu yıllardır bekleyen hancı gibidir..
Gözyaşına sinesini dostça açar,bilir dermanının yalnızca onda olduğunu..
Bütün kuytularına en kalın zincirlerle demir atmış sevdanın ağır yüklerini üzerinden atmak istiyordur artık..
''Bu zincirlerin anahtarı sensin,kurtar beni''der gözyaşına..

Gözyaşı,yolculuğunun anlamını keşfetmenin verdiği güçle her limanını bildiği bir okyanusu dolaşan denizci edasıyla zincirleri açmaya başlar..
Hasreti serbest bırakır önce,bütün özlemler kaybolur..
Ardından tutkuya koşar,aşkın belini büker..
Sıra son zincirdedir..

Sevdanın ilk zinciri olan Aşka endişeyle yaklaşır gözyaşı..
O kadar derine yerleşmiştir ki aşk,zincirin kopması yüreğin ölümü demektir..
Birden ürperir..''Ölüm mü,sevda mı?''diye sorar yüreğe..
Yürek son kez cesurca seslenir gözyaşına..
''Dünyanın adı yalan,sevdam gerçek olmuş ne çıkar?''...

SUÇ OLSA NEYE YARAR..

Kimliğimi unutmuş, akılsız yüreğim elimde
Zamana bir yolculuğa başlamışsam
Ve o zaman bir meçhule götürüyorsa beni,
Kavaklarımda yeller esmeye başlamışsa
Göğsümün hırıltısı değil,
Sevgi yapraklarımın hışırtısı ise aşina suratlarca duyulan
Suç olsa neye yarar,aklımın düşündükleri

Mavi bir düşün karanlığına esir olmuş
Giyinmişsem al sevdayı entari gibi üstüme,
Sigara dumanlarını almışsam
sen diye avucumun içine,
Gururum meyhane önlerinde
oluyorsam şarapçı şişesi,
Çözülmüşse etek düğmem iliğinden
Esiri olmuşsa hislerimin,
Suç olsa neye yarar,aklımın düşündükleri..

Akılsız yüreğim buselerini kondurduğunda
kalbinin üstüne;
Deniz martılarıyla buluşup oynaşıyorsa,
Aheste gönlüm haykırıyorsa sana coşkusunu,
Mavi bahar kokan saçlarında parmaklarım dolaşıyor
Unuttuğum, özlediğim kokular...
İliklerime kadar işliyorsa,
Ağzımdan çıkan sese engel olamıyor, boşboğazlaşıyor
Ve ipe sapa gelmez şeyler söylüyorsam,
Nabzımın hızına sayılar yetişemiyorsa
Yasıyorsam yaşamımdaki ilkleri,
Önceliğim sen oluyorsan
Suç olsa neye yarar,aklımın düşündükleri..

Güneş ve aya sitemlerim çoğalıyorsa yokluğunda;
Sevdan ile kalbimin derinleri acıyor,
Ateşlere düşüyorsam,
Gözlerim yağmurlar yükleniyor
kirpiklerim sel içinde kalıyorsa sırılsıklam,
Öldürüyorsam gece ve gündüzü,
Gömüyorsam kendimi karanlığın mezarlığına
Suç olsa neye yarar,aklımın düşündükleri..

Her bir sözün şiir seli oluyorsa sayfalarca yazdığım
Susuz kalmış gönülleri fetih ediyorsa dizelerim;
Ve her birinin sevgilisi oluyorsa okudukları
Kimi buluşuyor, kimi akıtıyorsa gözyaşlarını
Dağ, taş sırtındaki sessizlikten sıyrılıyor,
dile gelip şakıyorsa
Suç olsa neye yarar,aklımın düşündükleri..
Sen!!
Benim gülen yanım, diğer yarım

Ve kalbimdeki son yolcum
suç olsada aklımın düşündükleri


SENİ SEVİYORUM...

BIRAK BENİ NE OLUR..

Bir güneşli bahar sabahına sakla kendini...
Beni en uçsuz bucaksız deryalara bırak,arkana bakmadan git sonra...
Derin soluşlarda yaşanmış sevdalara koy kendini...
Beni öksüz yetim kalan saatlere bırak,öylece nefessiz kalayım..
Zamanın en anlamlı olduğu yıllara sığdır kendini...
Beni geçmişe at,acıların yaşanmakta olduğu diyarlara bırak, farkedilmeyeyim...

Sen güvercin misali mavilerin hakimiyeti olan gökyüzüne sal kendini...
Beni zindanlara kapat hem yüreğime,hemde bedenime vur kilidi...
Anahtarı ise bir mavi daha olan derin deryaya at bulunmasın...
Sen çiçeklerin yeşillenip filizlendiği dogada yürü,ağaçları yol bil kendine...
Beni susuz kurak bir çölün ortasında bırak,yol bulupta yürüyemeyeyim...
Bir damla su içemeyeyim,öylece öleyim fırtınalarda esen kumlar toprağım olsun...

Sen güle dokunmaya korkma dikeni batar diye üzülme...
Beni bir kağıt misali sar dikene,sonra sıkıca tut ellerinde kokusunu çektikçe
daha bir sıkı sar gülün bedenini aldırma bana senin ellerinden yanan canıma
bırak beni sen o güzel kokuyu soladur...

Sen kalabalık diyarlara götür bedenini güzel yüreklere sakla sevgini...
Beni kimselerin olamayacağı karanlıklara bırak,hayallerimle acılarımla
seni anlatan cümlelerimle,senden arta kalan
ufacık tebessümümle,yüreğimdeki o senli ateşle başbaşa bırak...
Nasılsa bulamaz beni kimse,bağarsam duyamaz sesimi
aslında istediğimde bu sadece ben ve hayalin
kimseler olmasınki sevemeyeyim,kimseler olmasınki gözlerine bakamayayım...
Ve kimseler olmasınki seni içimden söküpte atamayayım...
Beni buralarda bir başıma ama senli bırak...

Sen asla umudu eksik etme yüreğinden, güneşten saklama yüzünü...
Yıldızların altında durmaktan vazgecme
deniz kıyısından uzaklaşma, birgün sana mutluluğu getireceğine inan...
Beni düşünme arkanda bıraktığın diyarlarda arama,
sadece beni senli bırak,son nefesimde senli sensizlikte öleyim bırak...

O Yosun qözLerin Düşer qeceLerime ...


Duy, sesimi her yerden duy
Gör, yüzümü her yerden gör
Dön, sebebi halim başka
Kalp kırık dökük yenik aşka


Dön, sebebim olma gayrı
Dön, dünleri vur da öldür
Göm, geçmişi sildim çoktan
Yar adın emir gibi haktan


O yosun gözlerin düşer gecelerime
İlkbahar gelir kokunu verir
Her yanı sarar aşk büyüsü
Sevdiğim gülün dile gelir


Gücenmediysen, kırılmadıysan, darılmadıysan dön
Nasip olurda seni bulursam hesap sorarsan sor
Gülüm mü dersin ölüm mü dersin yeter ki ses gelsin
Bilirim senin için yaralı.

topla cümlelerimi dudaklarımdan

Ben'li çilelerin, ben'li pişmanlıkların bitti artık. Dilediğince özgürsün artık. Mavi gökyüzünün altında istediğin düş ülkelerine kanatlanabilir yüreğin…Dilediğin mevsimlerde delice ıslanabilir gözlerin…Bana çıkan tüm yolları adres defterlerinden sil artık..Adımın üzerini kalın harflerle işaretleyip kaldır beni hatıralarının en tozlu raflarına…Bana dair tek bir satır kalmasın , tek bir cümle olmasın dudaklarında..Madem sana acı çektiriyorum, madem ben sende pişmanlığı anımsatıyorum bırak bitsin bu çile..Ben sana acı çektirmek gelmemiştim..Ağır yaralı yüreğine umut diye girmiştim oysa..Şimdi sende " kanayan pişmanlık " olmuşken unut beni…Hiç yaşanmamış say yaşananları.. Ben'li hatıraların üzerine karanlığı ört ve kapat tüm perdelerini…..Bana kattıklarını, bana bıraktıklarını topla yüreğimden…Sözlerini, yeminlerini sök dudaklarımdan…Ama bir şeye dokunma ne olur…Seni " sen " diye seven yüreğime dokunma…Dokunma, acıtır yalnızlığım yüreğini..Dokunma, kanatır diz boyu karanlığım o ince dudaklarını….Hayatımda yenilmeye alışmışken senin yenilgine de alışırım ben…Ben nice yürekte canlı canlı gömüldüm senin zaferlerine de alışırım sevgili….Bırak dokunma kanayan yaralarıma..Cennet kokulu tenini sıçramasın kirli yüzümden akan yalnızlıklarım…Daha fazla acıtmasın pişmanlıklarda avutulmuş hatıralarım….

Topla cümlelerini dudaklarımdan…Her şey bitti artık…Ve her şey bitmişken, sana git demeyeceğim….Gitsen de tek bir kelime bile etmeyeceğim..Susmalıyım. Susuyorum…En derininden, en acısından suskunluğumda saklı cevaplarım sevgili… Belki de tüm cevaplarım soruların da saklı….

Ben en çok seni sevmiştim sevgili..…En çok seni…Yaralı yüreğimle gelmiştim sana…Acılarımla, yarımlığımla konuk olmuştum sana…Gözyaşlarında yıkamıştım ayrılıklarda tozlu yüzümü…Gülüşlerinde ısıtmıştım ayazda kalmış fakir gülüşümü…En çok seni sevmiştim ben..Acılarımız, yenilgilerimi ortaktı oysa.. Birbirimize en yakın halimizdi yaralı geçmişlerimiz..İpotekli yarınlarımıza aldırmadan sevmiştik birbirimizi..Delice ve bir o kadar duygu yüklü..Ama olmadı…Sözcüklerin içine sakladığın vedaları aldım bir gece…Gitmemi istedin..Git diyemediğin halde…Susmaların, bakışların, hüzün yüklü yarınların bana gitmemi söylüyordu….Artık tüm zaferler senindir sevgili..Tüm mutluluklar da ….Bana kalan acıları, bana bırakılan yenilgileri– sevgin için bedenimi yüreğimi semer bileceğim – sırtıma yüklenip gidiyorum…Kapıyı aralamana gerek yok sevgili..Sana geldiğim yollardan gitmeyi de bilirim ben….Gerek yok " en iyisine sen layıksın " sözleriyle avutulmuş devrik cümlelere…Ben iyi bilirim tozlu yolları….Gidiyorum, tüm zaferlerin başkumandanı olarak ayrılığın ganimeti olarak tüm hatıraları yakabilirsin..Ben'li tüm yaşananları da unutabilirsin…Artık söze gerek yok…Gitmeliydim ama bu kadar erken değildi..Gidiyorum bir bedende " yüreksiz " yaşamayı öğrenmeye gidiyorum..Gidiyorum öznesi çalınmış cümlelerde sana " susmaya " gidiyorum….Biliyorum sen bensiz de yaşabilecek kadar güçlüsün..Hayata kaldığın yerden devam edeceksin…Noktasız, virgülsüz…Oysa ben..Oysa ben yaşadıkça hep bir eksik vereceğim sabah ictimalarında..Hep bir sen eksik olacak nefes almalarım..Artık öznesiz paragrafların içinde yarım cümlelik olarak adam sayılacağım…Artık ben " sensiz " varolacağım….

Topla cümlelerini dudaklarımdan..Bana vaat edilmemiş yarınlarımı da yanına al…Bir de benimle yaşadığın mutlulukları. Bir de sana yazdıklarımı.Kötü bir gününde gözyaşlarını kurulamak için kuru bir peçete niyetine kullanırsın senli satırlarımı…Unutmadan bir teşekkür borçluyum sana; kısa bir süreliğine de olsa yarımlığımı, yalnızlığımı unutturduğun için…Ve de yaşattığın tüm mutlulukların için….Teşekkürler sevgilim….Giderken sakın ardına bakma…Gözlerin pişmanlıklarında, günahlarında kalmasın…Sana paylaştırılmış her acına ben yüreği kefil gösterdim..Sen yüzünü aydınlığa çevir sadece..İnan bana bensiz hayatta seni hep mutluluklar bekliyor olacak...Çünkü sensiz bir yerde yaşarken bile her nefesimde bin dua saklı olacak sana…

Artık mutluluğa kanatlanma zamanın geldi sevgili…
Bensiz olsan da;
Her güneş, gözlerine doğmaya,
Her rüzgar, saçlarında dolaşmaya gelecek…
Hadi git….
Varlığımda acı çekmektense,
Yokluğumda mutlu ol….
Çünkü; mutluluklar en çok sana yakışıyor sevgili…

"Topla cümlelerini dudaklarımdan…
Her şey bitti artık…
Maviler kadar özgürsün artık…
Dilediğince uçabilirsin….
Yolların hep Cennete çıksın sevgili…."

Bensiz hayatında mutluluklar dilerim…
Hoşcakal hüznüm/ hoşcakal yüreğimi adadığım ömrüm…..

Çoktan sobeledi hayat..

Kimilerine göre küçük,aldığım derslere göre büyük,uzun ve de paylaşılası bir ömür yaşadım.Gün geldi acımdan kıvrandım, gün geldi mutluluklara teğet geçtim,gün geldi yer çekiminden etkilenmeyecek kadar mutlu oldum ama yaşadım,hep hataya inat,hayatı seve seve yaşadım.

Pişmanlıklarım oldu zaman zaman..Bazense keşkelerle tükettim saatleri, yanlışlarıma teslim oldum.Pişmanlıklarımın en büyüğü ise aşktan yana oldu.

Hiç mi doğru insan çıkmadı karşıma.?
Çok mu iyi davrandım onlara.?
Çok mu merhametli oldum.?
Çok mu kadir kıymet bildim de yaranamadım.?
Cevapsız bir sürü soru...



Hoş.! İlişkilerim boyunca hep daha çok seven taraf ben oldum zaten.Gün geldi,bitti.Anladım ki yitip giden,zamana yenik düşen iyi anılmamak için elinden geleni yapıyor.Gel bana lanetler yağdır diyor.Her şeyimsin demedin ama.Hiç bir şeyim değilsin de diyor.İstiyor bunu.Başarıyorda...

Biliyorum.Gün gelecek,nasıl ki yanlışımı bulmuşsam doğrumuda bulacağım.Ve herşeyimsin kelimesini ilk kez ona söylenmeye değer bulacağım.İlk kez ona aşık olacağım.İlk kez ona yanacağım.İlk kez ona yaşayacağım,onun yanında huzur bulacağım.Şu sıra herkes doğrumu bulduğumu,elimdekine sıkı sıkı sarılmam gerektiğini söylüyor.
Sen doğrum musun peki.?
Gerçekten bir ömür aradığım sen misin.?
Her nefesi alışımda iyi ki varsın dedirten,ömrümü ömrüne,canımı canına katan sen misin.?
Bilmiyorum bunları şuan.Emin olamıyorum.
Tek bildiğim şey diğerlieri gibi değilsin.
Farklısın sen.!
Özelsin.!
Benimsin.!


Fakat hala zamanı var bazı şeylerin..Hayat akıp gitmeli biraz...Çocukluğumu özletmemeli bulunduğum zaman..Anı yaşamalıyım.

Çocukluğumu özlüyorum.
Yara bere içindeki dizlerimi...
Pamuk helvaya yapışmış suratımı...
Elma şekerine bulanmış ağzımı...
Yaramazlık yaptığımda annem göremesin diye saklandığım kapı arkasını..
Oysa..
Çoktan sobeledi hayat..

HANGİ FIRTINANIN SEFERİSİN..!!

Hangi güneşle doğdun sen sabaha

Hangi rüzgarla estin sen geceye
Hangi dalgayla vurdun sen sahile
Hangi yıldızla baktın sen gökyüzüne

Söyle hangi sabah yaktın beni.Hanrüzgarla vurdun sen yüzüme...
Herzaman varmış ilkler ve sonlar sen hangisiydin.ilkimmi,sonummu söyle...
Yada dur ben söyleyeyim...Ben çok ilkler gördüm,ama hiçbiri bu kadar acıtmamıştı...Hiç bu kadar yakmamıştı ve hiç bu kadar sızlatmamıştı yüreğimi...
Sen hangi seferin fırtınasısınki;aşamıyorum,yenemiyorum seni...
Tıkanıyor yollarım fırtınandan şiddetinde parçalanıyorum...

Hangi yağmurla yağdın sen üzerime
Hangi karla düştün sen saçlarıma
Hangi ateşle yaktın sen yüreğimi
Hangi nemle kaldın sen gözlerimde

Söyle nasıl ıslattınki beni kuruyamıyorum...Nasıl düştünki üstüme bu beyazlardan kurtulamıyorum...Nasıl bir gidiştiki bu sendeki gidiş ben hala titriyorum...
Nasıl baktınki bana o gözlerinle,ben hala ağlıyorum..hayalin düşmeyi versin aklıma
ben heran tükeniyorum.Nasıl bir ateşsinki sen bir kartanesi gibi eriyorum...

Sahi söylesene sen hangi fırtınanın seferisin...

Dayanamıyorum.....

Çok fazla hayallerim olmadı benim;

Camların arkasında gökyüzüm siyahtı hep benim.
Ne elimi tutuacak birileri nede ayağa kalkabilecek gücüm var..
Kırık dökük bir sandalda;baktıgım deniz gri benim..
Karanlıklar ülkesinin yalnızlıklar prensiyim ben.
Ne vefalı bir sevgilim nede sevmeye dayanabilecek bi kalbim var benim..
Yoruldum her buldugumda kaybetmekten,zafere giderken de yenilmekten...
Koskaca dünya bana zindan..

Hayallerimi çaldılar benden maviliklerimi aldılar beyazımı götürdüler..
Geriye kalan renklerim karanlıkta göremedim..
Ayrılılğının yıldönümü bugün bitanem..
Bitsin artık kararsın dünyan dediğin gündeyim...
Aklımdan çıkmıyor son sözlerin..
Zehirli oku çıkarmak mümkün değil,indikçe iniyor derinlere;daha da acı vererek kalbime.
Hapsettin beni karanlıklar ülkesine..
Anahtarınıda aldın yanına.
Sana sesleniyorum...

Kalp yangınım,imkansızım,vefasızım..
Ya dön geri yada ver renklerimi..
Aç üzerimdeki kilitleri kurtar beni siyahlardan imkansızlıklardan
DAYANAMIYORUM ARTIK...
Ne olur dön geri

NERDE BENİM BAŞLANGIÇLARIM..NERDE.?!!

Gecelerden, karanlıktan korkuyorum artık..Çünkü artık gece demek benim yalnizliğim demek..Gece demek, sensizlik demek..Gece demek gözyasi demek, hüzün demek..

Hayat denilen sey varmi yokmu bilmiyorum..Yasiyor muyum var miyim yokmuyum onu bile bilmiyorum.Sanki bir Hiç'im..Bilinmezlerin icinde kaybolmusum sanki..

Gidecek hicbir yerim yok..Kendi kendime yeter hale gelmisim artik.Ya da öyle kandiriyorum kendimi. Avutuyorum..Tek sen değilsin diyorum bu durumdaki ve yine bosveriyorum kendimi..

Ama nereye kadar..Herseyin bir sonu vardir demezler mi..Her son bir baslangic demezler mi..Nerde kaldı benim acılarımın sonu..Nerde,neden gelmedi benim başlangıçlerım..Neden hep sonlarda kaldı yüreğim..Neden hiç bir zaman başladığını bitiremeden ortada kaldı yüreğim..

Ne yaptim ben bunları hak edecek.
Delice sevmekten, sevmeyi istemekten baska..

Simdi anliyorum ki Ben zamansizlikta yasiyorum..Ne baslangici var biseylerin ne sonları.Ortalarda kalmisim.. Zaman yok..Saat yok..

Geçmiş yok..Gelecek yok..
Başlangıç yok..Son yok..
Şimdi ise hayatımda beklediğim tek bir SON kaldı..

Aşk-ı Kıyamet..

Aşk Bu Olsa Gerek

Herkes aşkını yazmış duvarlara kağıtlara
Ben seni sardım sakladım yarınlara
Beklerim günüm gelecektir nihayet
Sonu yok bunun
Bu aşk-ı kıyamet
Yar elinden ölüm olacak benim sonum
Sonu yok bunun bu aşk-ı kıyamet
Sen ister al ister yere vur
Sana hasret gönül sana kul
Bak haykırışlarım hiç bitmiyor
Sen olmasam da sensiz olmuyor

Emre Altuğ'un severek dinlediğim şarkısıdır bu. İnsanlar sevgileri için o kadar fedakarlık yapıyor ki sırf sevgisini korumak adına. Bir çok sevgili ayrı dünyalarda, ayrı mekanlarda yaşasa dahi ruh'u ebediyete kadar o insana bağlı kalacaktır..

Sevdiğiniz kiymetini yokluğunda değilde varlığında bilmeniz dileğile..

BİR GÜN ANLARSIN

BİR GÜN ANLARSIN


Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.



Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.



Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın, ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.



Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını, bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.



Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin, ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.



Bir gün anlarsın hayal kurmayı; beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.



ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Gereksiz Bilgiler..

1) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vıdayı takmadan önce, vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.

2) Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun.

3) Makasınızı bilemek istiyorsanız,­ zımpara kağıdı kesin.

4) Halıdaki sigara yanıklarından, yanık yerler üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

5) Mobilyaların yerlerini değiştirdiginizde halıların üzerinde iz bırakır.Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin. İzden eser kalmadığını göreceksiniz.

6) Fermuarlı giyeceklerinizi çamasır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin. Açıksa zedelenebilirler.

7) Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çiıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

8) Satın aldığınız plastik ve cam esyaların üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.

9) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

10) Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçları bir yastık kılıfının içerisine koyun. Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

11) Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

12) Eger ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir

13) Eger ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikayetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyaği ile ovalayın.

14) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suyun içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

15) Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsaniz, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

16) Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

17) Cevizle dost olun. içindeki yağ beyin hücreleri için çok yararlıdır. Kan şekerini düşürdüğü için seker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye edilir

18) Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

19) Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz.Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yaığn içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

20) Cevizlerin kabuklarini kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.

21) Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yaprağı koyun.

22) Fırında patates yapmadan önce ,10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin.Daha kolay pişecektir.

23) Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca
filizlenmesini ve büzüsmesini önler.

24) Kullanılmış limon kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta yaparken elinizin altında hazır bulunur.

25) Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya ilave edin. Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.

26) Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyarak muhafaza edebilirsiniz.Ayrıca bu yağ yemeklerinize, salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.

27) Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin

28) Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

29) Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsanız, elektrik süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.

30) Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.

31) Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç, salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.

32) Mantarların daha lezzetli olmasi için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

33) Fırında tavuk kızartacağınız zaman bir limonu ikiye bölün, yarısını tavuğun üzerine bastırarak iyice sürün. Diğer yarısını ise tavuğun içerisine yerleştirin. Tavuğunuz nar gibi kızaracaktır.

34) 2 Çorba kasığı yoğurdu, sulandırılmış 1 çorba kasığı salçayı ve birazda zeytinyağini derin bir kabın içerisinde karıştırın.Fırına koymadan önce tavuğun her tarafına sürün. Çok daha lezzetli olacaktır.

35) Hazırladığınız kekin ortasına malzeme koyacağınız zaman bıçak ile kesmenize gerek yok. Dikiş ipliğini kekin etrafına gerip dikkatlice çektiginiz zaman düzgün bir şekilde kesildiğini göreceksiniz.

36) Hazorladoğınız kekin, fırında pişirirken çökmemesi için hamuru kalıbı ile birlikte fırına koymadan önce 20 dakika kadar dinlendirin. .

37) Pişirdiginiz sebzelerin renklerini kaybetmemesi için bir kesme seker yada limon suyu koyun.

38) Hazırladığınız omletin tavaya yapışmaması için, önce tavayı ocağa koyup iyice ısıtın sonra yağı döküp kızdırın. Daha sonra karışımı tavaya alin ve ocağın altını kısın.

39) Kesilmiş ve açık havada kalmış soğan zararlıdır.Kullanmadığınız sogan parçalarını saklamayın.

40) Çok miktarda alkolsüz kokteyller hazırladığınızda onlardan bir miktarini buz kaplarına yerleştirin. Kokteyllerin içerisine bunlari kullanın Böylece sulanıp tatlarını kaybetmeyeceklerdir.

41) Kuru soğanlari kese kağıdına sardıktan sonra buzdolabının sebze bölümünde muhafaza ederseniz çürüyüp bozulmasını önlemiş olursunuz.

42) Kızarttığınız tavuğun tekrar ısıttığıniızda lezzetini kaybetmesini istemiyorsanız tavuk parçalarını bir süzgece koyun. Tencerenin içerisinde su kaynatın ve süzgeci üzerine oturtun. Buharda ısıtılan tavuk lezzetinde hiçbir şey kaybetmeyecektir.

43) Satın aldığınız kiviler çok sert ve ham ise bir gece boyunca plastik bir
torba içerisinde elma ve armut ile saklayın.

44) Evde pasta yaparken kullandığınız meyveşekerlemelerinin dibe çökmesini istemiyorsanız hazırladığınız hamura bir miktar mısır unu ilave edin. Meyveler pişerken suları yogunlaşır ve dibe çökmezler.

45) Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasiına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkartabilirsiniz.

46) Soğan, sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz , istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

47) Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine bir iki dal maydanoz atın.

48) Lambalarınızın üzerine kullanmadığınız kokularınızdan veya biraz vanilya sürerseniz, lambalarınızı yaktığınızda mis gibi koku yayıacaktir.( Fazla sürmeyin.)

49) Parfümü bitmiş küçük parfüm şişelerini atmaya kıyamıyorsanız onları çamaşır dolabınıza koyun. Böylece çamaşırlarınızın hoş kokmasını sağlarsınız.

Yeni Grup Üyelerinin Yemin Töreni...

1-Üye olduktan sonra grup kuralları bölümünü okuyarak onun oraya süs diye konulmadığını anlayacağıma

2-Zeki ,çevik, ahlaklı ve aynı zamanda yazı yazıp paylaşan bir üye olacağıma

3-Arama yapmadan mail atıp yöneticilerin sinir katsayılarını artırmayacağıma. (!)

4-Grup yöneticilerinin sözünü dinleyeceğime


5-Attığım maili onaylamayan yöneticiye sövmeyeceğime. Ayrıca mailimi sildiler diye özel mesajla hesap sormayacagıma

6-Yolladıgım mailin gruba daha önce verilmiş olmasından dolayı arama motoruna çamur, mok, pislik atmayacağıma.

7-Grupta büyük harfle mail atmanın bağırmak anlamına geldiğini büyük harfle yazı yazmadan öğreneceğime ve uyarı almayacağıma

8-Zırt pırt aynı maili atmayacağıma

9-Asla ve asla bu yöneticiler kendini ne sanıyo diye düşünmeyeceğime

10-Attığım maillere kimse cevap yazmıyo diye kahrolmayacağıma. Ne olurr yorum yazın diye sayfalarca ağlamayacağıma Ne ararsan kendinde ara başkası yalan ağlar atasözüne göre davranacagıma

11- Gerekli gereksiz smileylerle mesajımı doldurup kendimi gruba bi katkıda bulunuyor sanmayacagıma

12-Üye olduktan hemen sonra bismillah yok şunu şöyle yapsaydınız, yok şu niye şöyle diye ukala tavırlar sergilemeyeceğime

13- Kurucu ve yöneticilere şirinlik yapıp yağ çekip kendime katkı sağlama amacını asla gütmeyecegime

Harddiskim, ADSL modemim, mausum, klavyem üzerine and içerim.

SADECE BUGÜN DEĞİL,YARINDA SEN..

Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldun hep; dokunmak,hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni, payıma düşen her şeyi erteledim.Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu.Su olsan dokunduğumda bozulurdun, bozulmayan bir ‘şey’din...
Gidilecek bir yer olsa sonu olurdu,sonu olmayan bir ‘şey’din...Uykuda görülecek bir rüya olsa uyanırdım,beni rüyamdan uyandırmayacak bir ‘şey’din..Simsiyah saçların olsun istiyorum,ama bahtın değil..
O gün seni gözlerinden,Anafatma’dan, üç ırmağın birleştiği yerinden öpeyim desem, aklına ırmaklar gelir.Düşün ki yılan dağından aşağı iniyoruz ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış,onu söylüyoruz.Öyle bir ‘şey’sin sen...Seni düşündükçe yoruluyorum desem dünyanın en büyük yalanı olur. Yalanım yok...
Bu günden yarına ne kalır bilmem,ama sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi...Yaşadıklarımız azdı,zamana sığmadık yaşamak isterken her şeyi.Bu gün şarkı söylüyorsam, o gün şarkı değil, şarkı gibi seni yaşamak isterim.Halkıma benziyordun,bir yanın göç, bir yanın toprak kokuyordu hep.Gezmediğim yerin kalmadı,bazen yasaklandın bana, bazen suç gibi boynumda taşıdım seni.
Yedi telli sazımla bile tam anlatamadım.Sen bir uçurum gülüydün, ellerimi her uzattığımda bin kırıkla geri döndüm.Yasaların bile tanımlayamadığı bir ‘şey’din sen. Haritalara sığmazdın,her ülkede bir başka gülüyordun, uzundun, inceydin, dokunduğumda nereli olduğumu seninle hatırlardım.Bana hep kendimi hatırlatan bir şey sin sen...
Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil,yarın gibi bir ‘şey’sin sen...
Bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken, sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda. Kabul ediyorum.Dünyaya bu kalsın, ama sen bilme...Dünyada kaç iklim, kaç zulüm, kaç ölüm var...?Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin.Bilme!..
Bugün her ölümle biraz ölürken,seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden. Gecenin en karanlık yerindeyim,bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan yine de istiyorum seni.Sadece benim seni anladığım, kimsenin unutmamak için defterine not düşmediği,ama hayatımda hep bir dipnot olarak kalan kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.
Dağları delmiyorum, inmek istiyorum oralardan.Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak, “günaydın” der gibi sokağa fırlamak ve şarkı söylemek istiyorum sana.
Adına aşk diyorlar, gelecek diyorlar...Bana yetmiyor. Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum. Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur...
Gelincikler gibi bir mevsim değil,dört iklim,köşe bucak,kim ne derse desin geri dönecek yerim yok!..Bir kentin ortasında çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni.

SANA SEVGİMİN ADINI KOYAMADIM...

Şu an parmaklarım sadece seni yazmak istiyor…Kalbimin seni istediği gibi..
Seni yazmak ne kadar güzelse..bir o kadar da zor…Bir bilsen bu aralar ne kadar uzaksın bana..
Sana daha yakın olmak için ..Durmadan seni hayal ediyorum.. Seni..!

Hayaller kuruyorum seninle ilgili..Hani olsaya diyorum;..
Her sabah senin kokunla açsam gözlerimi güne.. ve her sabah sana dokunsam gözlerim kapalıyken henüz… Tüm gece sıcaklığında dalsam uykuya, ve bütün gün seni görmenin heyecanıyla beklesem akşamı...
Gecelerden korkuyorum şimdi sensiz geçtikleri için..
O gün gelse…her geceyi öyle basarim ki bağrıma sen gibi!..…Ama.. ama sen yoksun …

Şu an çok güzel bir aşk şarkısı çalıyor.. Aynı şarkıyı defalarda baştan baştan dinliyorum, öyle bir an geliyorki huzuru hissediyorum ve duruyorum onu sadece hissediyorum… bir an içindeyim sanıyorum ama aslında baktığım bir resim bu… Şarkı hala çalmaya devam ediyor kim bilir belki onuncu kere dinliyorum ve hala hissetmeye devam ediyorum. …İçine girmek istiyorum bu güzel şarkının bir notası olmak istiyorum... Gücümün yetmediği şeyleri istiyorum bir notanın içinde erimek, duyulmak, sevilmek, dinlenmek sonrada tekrar çalınıncaya dek susmak kaybolmak istiyorum...

Şarkı hala çalıyor ve ben orda olamıyorum içine giremiyorum ruhum notalarında eriyip yok olmuyor. Sadece dünyadan kopuyorum bir kaç saniyeliğine..Sonra gerçeğe dönüyorum..

Senin için varolduğunu bildiğin, senin için nefes aldığının farkında olduğun bir yürekten zorunlu olarak ayrı kalmak ne zor…
Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; Sonra uyanırım..her tarafım uçurum..Sanki bir adım atsam sensizlikte yok olup gidecekmişim gibi.. İşte o an ölürüm..Gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum. Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni.

İnan ki bir fısıltı gibisin karanlıkta kulaklarımda çınlayan, ruhumu, duygularımı okşayan ve kanımda damla damla akan.
Seni bekliyorum her güneş ışığında ve her gün doğuşunda.
Her kızıllığında akşamın, içime bir ok giriyor tüm bedenimi tarıyor sanki... İçim kanlanıyor, akışı yavaşlıyor…
Her akşam ümidimi kendime gömüp tutuyorum evin yolunu... O yalnız yatak, sensiz sesler ve boş içim. Sen olmadığından mı bu yabanilik diyorum bazen... Öyle evet... Senin olduğunu anımsıyorum..
Gülümserdim ben... Gülerdi yüzüm, gözlerim. Sana bakmak, bakmasam da seni hissetmek yeterdi bana… Yine hissediyorum ben seni ama ellerim havada... Boşluğu tutuyorum… Boslukta geziyor gozlerim…Ey adına ömrümü adadığım nerdesin?. Gelsen…Çok şey de istemiyorum aslında sadece son bir kez gelsen..Yumaşacık teninle sarsan beni..derin derin çeksem kokunu son bir kez içime..Çekeyim ki; bir daha gitsen de kokun kalsın üzerimde…
Bilirsin ben en çok geceleri paylaşırım sevgimi seninle... Gözyüzündeki bir yıldıza bakacağım bu gece ve bu bizim yıldızımız deyip gülümseyeceğim gecenin karanlığında.. Yüreğimi yüreğine katmış koşuyorum yine sana...Savunmasız, sakınmasız, sınırsız sevgimi haykırıyorum sana... Evet..Seni hala..ama hala Çok Seviyorum..

1 Mesaj Alındı..

Hani bir hayal ya bu… Sen olsaydın hala hayatımda mesela, ben gecenin sessizliğini içimi acıtan şarkılarla bozarken, bir mesaj gelseydi telefonuma. Gülümseyerek mesajı okusaydım.
- Uyudun mu bebeğim?
- Uyumadım, sen niye ayaktasın bu saatte?
- Su içmeye kalktım.
- Uyu gülüm, erken kalkacaksın.
- Seni seviyorum, sende uyu artık. İyi geceler.
- Tamam yatıyorum. Bende seni seviyorum, iyi geceler.
-
Ve huzurla dalsaydım uykuya.




Rüyama hiç gelmezdin. Zaten istemezdim gelmeni.
Kızma hayatgülüm !
İstemediğimden değil, korktuğumdan aslında.

“Rüyada sevgili görmek, ayrılığa delalettir.” Cümlesinin içime saldığı korkudan dolayı istemezdim seni rüyamda görmeyi.



Ve sabah olur.
Gözümü açar açmaz telefonu alırım elime.
“1 mesaj alındı” uyarısının beni en mutlu ettiği zamanlardır onlar.
- Günaydın aşkım
- Günaydın bebeğim

Ya da hayal bu ya… Şöyle de olabilir mesela;




Ve sabah olur.
Çok uyumuşumdur, artık öğlen olmuştur.
Telefon çalar.

“Kölem ol gel desen, gelmem mi yar ?
Uğrumda öl desen, ölmem mi yar ? …”

Melodisi eşliğinde açarım telefonu.

- Efendim
- Günaydın aşkım
- Günaydın hayatgülüm
- Hadi kalk artık, çok uyudun
- Tamam kalktım.



Devam eder tabi ki konuşma.
Ve “SENİ SEVİYORUM”’ la kapanır telefonlar.
Huzurla uyanırım.



İşe gitmek için hazırlanır, seni ararım.

- Çıkacağım evden şimdi, işe gideceğim
- Hava çok soğuk bebeğim sıkı giyin. Atkını al, bereni tak, hatta iki tane çorap giy.
- Saçmalama !
- Lütfen, çok soğuk. Üşür hasta olursun. Söz ver bana şimdi, dediğim gibi giyineceksin.
- Peki, tamam. Söz hayatgülüm.

Ve “SENİ SEVİYORUM”’la kapanır telefonlar.





İşe giderim.
Başlamadan önce yine seni ararım.

- İşe başlıyorum şimdi
- Tamam, ne zaman bitecek?
- Bilmem, sekizde biter sanırım.
- Tamam. Çıkınca mesaj at, merak ederim.
- Tamam hayatgülüm.
- İyi çalışmalar bebeğim.
- Teşekkürler.

Ve “SENİ SEVİYORUM”’ la kapanır telefonlar.



İş biraz uzar. Mesaj gelir ardı ardına.

- Hadi bitmedi mi işlerin, çıkmadın mı daha?



İş biter…

- Çıktım şimdi, eve gidiyorum.
- Eve gidince haber ver bana.



Eve gelirim, yine konuşuruz.

Ve “SENİ SEVİYORUM”’la kapanır telefonlar.




Uyumadan önce 1 mesaj alınır telefonlarımıza. Artık o an içimizden ne geldiyse yazılmıştır. Çalıntı değildir sözler, gerçektir, bizimdir. Yüreğim (iz) dir..!
Sonunda “SENİ SEVİYORUM” yazar.



Hayal ya !
Değildi,
Hayal değildin.
Gerçektin, benimdin. Hayatımın en güzel günleriydi o günler. Biteceğini hiç düşünmemiştim.
Bittin !
Gittin !


En güzel günlerimi, en acı hatıralara çevirdin giderken.
Hiç olmadığım kadar mutluyken, hiç üzülmediğim kadar üzüldüm.
Gitmezsin, benimsin sanarken, bir anda sensiz kaldım.
En gerçek hayalimi yıktın.
Uzatmaya gerek yok.
Giderken beni de bitirdin. Ama öldürmedin.
Keşke öldürseydin.

Şimdi hayal ya, acaba yine gelir misin?




Sensiz yokum ben, nefessizim, bir hiçim !
Hiç mi özlemedin?
Hiç merak etmiyor musun artık?



Bebeğin uyuyamıyor sensiz.
Günüm aydınlanmıyor sensiz. “AŞKIM GÜNAYDIN” demeni bekliyorum.
Bebeğin üşüyor, çok üşüyor. Sıkı giyinmiyor mesela sen gittiğinden beri.
Kimse merak etmiyor işlerimin ne zaman biteceğini ve ne zaman eve gideceğimi.
Bir başımayım… !



Hayaldin, gerçek oldun.
Belki de bir rüyaydın.
Sevilen sendin ya hani, sevgiliydin ya… Rüyaydın ve bittin işte. Ben uyanır uyanmaz ayrılık geldi.
Korktuğu başına gelirmiş insanın.
Bittin, bütün güzelliğinle…
Yine hayal oldun.
Aslında şimdi acı bir hatıra oldun.
Özlenen, sevilen
Ve hala inadına beklenen sevgili....!

sms

LaF DaLaşınA GirmE KapaK OlursuN / UğraşmA EtikeT OlursuN / AdaM OL BeLkİ YanımdA YeR BuLursuN

Beni sevmek için programlanma devrelerini yakarım

Seviyorsan yanımda kal sevmiyorsan ufaktan ufaktan yol al


gözlerimi açtığımda yerde bir sürü çorap vardı, tanıyamadım benimkileri. sonunda azmettim, kokladım ve buldum

ben hep meşgulüm nedense. doluyum her nedense. ben beni bende kaybettim. nolur bulan bi haber verse

burda çok felsefik bir bir yazı yazdıını düşün. ne sen yorul ne ben yorulim


yürü yüreğim gidelim buralardan, bu kız adam olmicak


bir kalem beni anlatabilir. peki beni kaleme kim anlatabilir


SusuN ..! / KonuşmayıN / / Don'T SpeaK / DIDIDI yapmayın be! yeter!


NicK Şuan MeşguL




Terkedeni Terketmek ßüyük Zevktir aMa Seveni Terk Etmek En ßüyük KahpeLiktir!



qenc Ya$ımda kaLßimi a$k'a Dü$man Edemem.. ßeni ßiLirsin kararLıysam dünya Dursa Dönmem! Cok qeciktin Her$ey için Artık Vursanda öLmem



Yine de ben toparLadım yerden kaLbimin kırıkLarını.. Sırf ayakLarına batmasın diye.


●●●∂üηуα вιя єƒѕαηє,нαуαт вιя ∂яαм,уαşαм вιя нüzüη,ѕєνмєк вιя нαтα●●●


Ben sana kıyarmıyım o kadar hiyarmiyim?


isyankar sokakların tövbekar delikanlısı..



ßu laf bana çok ters geliyo. Ne o öyle oraya tikla, buraya tikla. Erkek adam tiklamaz , BASAR ! Ne öyle tik tik


eğlenmek yada eğlenmemek işte bütün mesele bu


belki yarın ölürüm ozaman son günümü iyi geçirmeliyim

Yeşilova MeRkeZ, KaFasıNa Göre HerKez

Elbet Bir Gün Kazanacaksın ama o Gün Benim Kaybetmek istedığım Gün oLacak


Her son yeni bir başlangıçın habercisidir

Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş...

Her kadeh tutuşumda__Bir lokma kaşıgımda,
İstesemde istemesemde_Seni bulurum karşımda



Dudaklarımda kalan kabulsüz bir dilekse..
İstemem sevme beni, sevilmek sensizlikse



hayat b*ktan ama grafikleri güzel


sonunda şans banada güldü ama k*çıyla

En Güzel Gözler Esrarlı Gözler, Esrarlı Gözler Yanlız Sevdiğini Özler

Cesedim karanlık bir köşede bulunmuş.. Sensizlik dolu vücudum Musalla taşına konulmuş!! Ardından Dua yerine YaDeLLeR okunmuş!!

12 Ekim 2007

BöYLe BiR ÇoŞkU NeReDe VaR?

BeŞiKTaŞLı OLMaK



-Efendim

- İyi akşamlar.. Salih beyle mi görüşüyorum?

- Evet, buyrun

- Merhaba, ben Taksim ilkyardım hastanesinden nöbetçi doktor Uygar

Yorulmaz,

bu saatte sizi rahatsız ediyorum fakat şu an hastanemizde bulunan bir

hasta

var.. kendisi baygın, üzerinde kimlik bulamadık yalnızca sizin

kartınız

vardı. Acaba hastaneye gelebilmeniz mümkün mü? Hastanın durumu pek iyi

değil

de.

- tabi gelirim..peki nasıl biri

- valla 70 yaşlarında olmalı, giyim kuşamına bakacak olursak sanırım

uzun

zamandır evsiz diye tanımlayabileceğimiz birine benziyor.. anlıyor

musunuz..

yani saçı, sakalı temizliği ve görünümü pek iyi değil.

- anladım hemen geliyorum..

………………………………

Kimine göre Taksim, kimine göre İstiklal Caddesi, bana göre de Beyoğlu

denilen yerdeyim.. vakit gece yarısını geçmiş..kafam atmış, klasik

bir

Haziran gecesi.. iki duble yaptım 6-7 Türkü dinleme süresinde..

yapayalnız

iniyorum Beyoğlu''ndan aşağıya doğru.. mendilci çocuklar, piyangocu

amcalar,

kestaneciler sağlı sollu dizilmişler sokak kenarlarına.. biraz vakit

geçsin

şunları izleyeyim..gençler içince sapıtmışlar yine, kızlı erkekli

gruba

sataşan kızsız grup, abazalık da değil bu, tamamen kıskançlık, laf

atmalar

sevgilileri küçük düşürmeler..nerede kaldı delikanlı gençler..gene

kimsenin

yemedi yumruğunu kaldırmak, uzlaşıldı, devriyeye gerek kalmadan..

Yürümeye devam ediyorum, saat de epey kabardı, eve gitmeli, ışığı

üfleyip

zıbarmalı derken çakır keyif kafamla, kaldırımın kenarında gözüm

ilişti bi

şarapçıya.. oldum olası sevdim ben bu tipleri, takıntısız, alakasız,

dünyasız tipler, adam gibi isterler şarap parası var mı diye..

sömürmezler

yani kimseyi, "bi ekmek parası" diyen duygu sömürüleri yok bunlarda..

bakıyım bir cebe varsa bozuk veriyim bi şarap parası diyerekten

yaklaşıyorum

yanına.. durum vahim, saç sakal girmiş birbirine, eğiliyorum..

- hoopp.. abi.. kalk üşüycen git bi şarap iç.

İplemiyor, baygın bayık halde suratıma bakıyor..ısrar ediyorum kalk

kalk

diye.. dizime tutunup ayaklanmaya çalışırken pardösüsünün önü

açılıyor..

üzerinde rengi gitmiş eski beyaz bir atlet görüyorum.. pardösüyü

aralayıp

göğsüne doğru bakıyorum, kalp tarafındaki BJK amblemi çarpıyor

gözüme..

- vay Beşiktaşlısın demek.. al şimdi sana bi şarap parası daha..

korsan da olsa tanırım aslında bütün Beşiktaş formalarını ama bunu

ilk defa

görüyorum o an..

- o sadece Beşiktaş forması değil diyor ilk konuşmasında

- nerden buldun bu formayı?

- benim

- nerden aldın?

Amcam kızdı, sanane der gibi

- Yusuf''tan aldım.. tanır mısın?

Canı yanıyordu, üzüldüm durumuna, keyfim de yok ama, niye sordum

bilmiyorum..

- baba be.. arkadaş olsana bana, bi meyhaneye gidelim.. bir büyük

yapalım

senle, bulursak sıcak bişeyler de yeriz..

bu sefer ***** der gibi baktı, haklıydı ne işim vardı ki evsiz

biriyle..

- iyi dedi gel gidelim..

Epeyce yürüdük, karanlık sokaklardan geçip girdik izbe bir meyhaneye..

nerden geldi bu cesaret bilmiyorum, aklıma da gelmiyor mekanına ___ürüp

gasp

yapma ihtimali.. aklım formada kalmış, abuk sabuk gittim yine de..

Pek konuşmuyor, birinci büyüğün son dublesine kadar laf etmedik, sonra

konuştu;

- sen de iyi içermişsin.

- çocukluktan be baba.

İkinciyi açtık.. kafa epey doldu..

- kızmazsan sana bişey sorucam

- kafasıyla ileri geri olur verdi

- nerden buldun o farmayı?

Gene sustu.. bir saat konuşmadık yine

- Evlat.. sene 1967.. 25 yaşındayım.. geceden çıktık yola..

deplasmana..

bilir misin deplasmanı.. yollar, o zamanki yollar, git git bitmez.. sonra

yendik Göztepeyi İzmirde Şampiyon olduk.. atladım sahaya, gencecik yeni

yıldız Yusuf tan kaptım formayı.

Elimde bardak kalakaldım, pat diye anlattı, konuşamadım.

- yaaa dedi. Bu forma 28 yaşında..

kekeledim bir an.. nassıl nasssıl..

Anlattı tüm olanları.. almışlar maçı.. tüm kara gözüyle almış

formayı..

sonra ertesi gün geri gelmiş mahalleye, sırtında forma tüm havasıyla

koşa

koşa gidiyormuş evine.. oğluna gösterekmiş.. gitmeden deplasmana, 7

yaşında

oğlu kızmış buna, niye g**ürmüyor beni de İzmire diye.. oğlum

diyordu

affedicek ona verince bu formayı.. eve vardığında her şey bitmiş..

gece

evleri yanmış, karısı ve oğlu dumanlar içinde boğularak can

vermişler.

O gün lanet etmiş her şeye, vurmuş kendini sokaklara..

Biraz toparlandıktan sonra..

- peki baba nasıl korundu bu forma yıllarca..

- bu gün ayın kaçı?

- 4 Haziran da 5''i oldu artık

4 Haziran da şampiyon olmuş Beşiktaş, o gece kaybetmiş ailesini.. ve o

günden beri sadece 4 Haziranda sırtına geçirmiş formayı.. kulübesi

varmış

Dolapdere taraflarında, bir de yatak, orada saklamış yıllarca,

yırtılmış,

sökülmüş ama gene de korumuş formanın özünü.

Baba be.. şurdaki tekelle konuşacam, sana günde 3 şarap alacam, her ay

gelip

önceden vericem parasını.. olmaz dedi acıyamazsın bana..

Cüzdanıma uzanıp bir resim çıkardım.. bak dedim benim oğlum, geçen

gün

benden Dünyanın en değerli Beşiktaş formasını istedi, aldım bir

forma,

verdim.. ne bilirdim her forma aynıdır dedim.. senden baba, bu formayı

oğluma miras bırakmanı istiyorum, senden Dünyanın en değerli

formasını

istiyorum..

- Adı ne oğlunun?

- Kartal.. Kartal Yusuf Aral..

- oğlun için içeriz şarabı be evlat

- Ama bana Beşiktaşlı sözü ver, günde üç şaraptan fazla yok..

dışardan

bulsan da içmeyeceksin.

Mırın kırın etti.. söz be dedi.. Beşiktaşlı sözü..

- üzerinde ev telefonumun da olduğu kartlardan birini verdim.. bakmadan

koydu cebine.


Aradan 4 ay kadar geçti.. arada bir buluşup içiyoruz.. her gün üç

şarabını

içiyor.. buluştuğumuzda bile üçten başka içmiyordu..

Bir akşam çıktım.. koca Beyoğlu''nu dolaştım bulamadım.. sordum

soruşturdum,

kulübesini buldum.. etraf çok kötü kokuyordu, yatağında sızmış..

kaldırdım..

yüzüme baktı tersledi beni, defol git diyerek kovdu.. baba dedim bişey

mi

oldu.. defol ulan diye ittirdi yine.. 3 şarap aldın diye sahibimiz mi

oldun.. şaşırdım kaldım.. bir müddet oturdum yanında

- forma nerde?

- yok.. bilmiyorum

- nasıl bilmezsin diyerek yapıştım yakasına

- ehh be diyerek başladı küfürlere.. napiyim ulan dedi.. üşüdüm bir

gece

yaktım ısındım.

- beynimden vurulmuşa döndüm.. çıldırdım..

- sen dedim adam değilmişsin.. Beşiktaşlı hiç değilmişsin.. sana da

içkine

de diyerek çıkarken kapıdan sordu..

- o sözü tutacak mıyım hala

- tutma dedim..iç iç geber.

Kızdım sonra kendime, bir forma için mi yapmıştım bunları.. hayır

sadece bir

forma değildi o.. o formada hatıralar vardı acılar vardı..28 yaşında

bir

çınardı o forma..ve Bir Beşiktaş forması yok olamazdı.

…………………………………………

Gece yarısı üç filan.. İstanbul boşalsa da bu Beyoğlu hiç dinmiyor

be..

kalabalıktan sıyrılıp vardım hastaneye..dile kolay tam 9 yıl oldu, o

olmalıydı.

Demlik bir hastane kokusu, pek alışkın değilim bu havalara, sıkıntı

verir

çoğu kez, acının tazelenmesine. Hemşireye tarif ettim, Doktor Uygar

beyin

hastasıydı galiba diyerekten..

-Evet dedi, 1 saat önce hastanenin karşısında yatarken bulmuş doktor

bey..

içeri alıp ilgilendi bizzat.. şu odaya aldılar..siz burada bekleyin, ben

doktor beye haber veriyim

yok, bekleyemezdim, kızgınlığım geçmişti ve ne de olsa baba dediğim

bir

adamdı.. içeri girdim.. karnı şiş, kir pas içinde yatıyordu bir

yatakta..

yaklaştım yanına.. elini tutarak baba dedim ben geldim..gözler açıldı

birden.. evlat dedi.

Kalk dedim gidiyoruz, bir iki kadeh atalım..yok dedi..

Belli konuşamıyor, iyice tüketmiş yılları, yudum yudum seçiyor

harfleri

konuşmaya zorlarken kendini, dikmiş gözleri havaya yüzüme doğru

bakamıyor

yine de. Dişlerini sıkarak çekti elini.. örtüye uzandı.. bir eliyle

kaldırmaya çıkarırken örtüyü omzunu geriye doğru çekti. Sımsıkı

tuttuğu

beyazlığı gösterdi bana.. al dedi.. ordaydı, ellerinin arasındaydı

forma..

- baba dedim sarıldım boynuna.. neden ?dedim neden?..

- günnn..deee.. üç. Şaarrap yetm..e…di … be ev..lat

ne demekti bu..günde 3 şarabın yetmemesi.. tamam ben demiştim ama yine

de

bulurdu sağdan soldan içerdi yine.. bu olamazdı ki..

- nasıl?

- söö..zz verr..mişş..tim

Evet söz vermişti, Beşiktaşlılık sözüydü o.. ve bozulamazdı..

yalan

söylemişti bana, ve sözü geri çektirmişti.. daha çok içebilirdi.

Artık yıkılmıştı barajlar, gözlerim dayanamadı daha fazla.. elime

uzandı..tüm gücüyle sıkmaya başladı. Gözleri açıktı hala ama

belliydi..kalmamıştı direnci..

- Evlat dedi..beeen gidiiii..yorum.. karı..mın yanı..na.. oğlu..mun

yanı..na.. siya..hı yaşarken gör..düm.. şim..di beya..za doğ..ru

gidi...yorum.. beyaza.....

Marşlar


Haydi Hisset (Full)

Beşiktaş Sen Bizim Herşeyimizsin (Demo)

Beşiktaş Sen Bizim Herşeyimizsin (Full)

Övünmekte Çok Haklıyız, Beşiktaşlıyız (Demo)

Övünmekte Çok Haklıyız, Beşiktaşlıyız (Full)

Siyah-Beyaz, Şampiyon Beşiktaş (Demo)

Siyah-Beyaz, Şampiyon Beşiktaş (Full)

Yer Siyah Gök Beyaz (Demo)

Yer Siyah Gök Beyaz (Full)

Sen En Büyüksün (Demo)

Sen En Büyüksün (Full)

Kartal Gol, Gol, Gol (Demo)

Kartal Gol, Gol, Gol (Full)