Değmez dediğin insan, kalbinin her kıvrımına değer ya; hayatın en falsolu küfürlerinden biridir bu aslında..!

22 Ocak 2013

Özledim...
Öyle söylendiği gibi değil aslında;
İçinde neler var neler...
Bakmak var, konuşmak var, kokunu duymak, gülmek, eğlenmek var, yüzüne dokunmak var, yürümek var caddeler boyu, yağmurda ıslanmak var, arada şarkı söylemek ve biraz da film izlemek var...
Neler var o ''ÖZLEDİM'' kelimesinde neler...

Uzaktan sarıldık birbirimize...
Hüznün, karanlığa teslim gecelere, senin varlığınla dayandım....Varlığın seni çoğaltıyor içimde ve aşkın büyüdükçe büyüyor...
Nefesimsin uzaklaştıramadığım...
Sana değen her ışık, bin renge dönüp yansıyor bana... Yani içimde savruluyorsun...
Gönlüme düştüğünden beri sevdan, mahşere yeminli olduk seninle...
Sıcak nefesinde hayat bulduğumsun...
Yaşadığın şehrin göğünden,  bulutlara bir avuç sevgini yükleyip gönderiyorsun,  yağmur olup sen yağıyorsun üstüme,  deli fırtınalar çıkıyor gönlümde...
Aynı sahillere vuruyoruz seninle...
Mutluluğu sen verdin bana...
Adımı adınla yaz, kapat ışıkları...
Uzaktan da olsa sarıl bana...

Ben sana; "Gel beraber mükemmel bir çift olalım, hiç ayrılmayalım, herkes bizi kıskansın." demiyorum ki. Gel diyorum beraber insanları boşvererek şarkı söyleyelim diyorum. Dört dörtlük söyleyelim de demiyorum ki. Bilmediğimiz yerleri sallarız Allah ne verdiyse. Ben sana gel beraber yemek yapalım, mükemmel kekler pişirelim demiyorum ki. Mahvedelim edelim; yemeği de mutfağı da. Ama yiyelim yine de biz yaptık diye. Sonra gel harika bir hayatımız olsun demiyorum ki. Kavga edelim, ayrılalım. Aşkı kuvvetlendiren ayrılıklar değil midir zaten? İşte, olsun. Sıkıcı bir beraberlik olmasın. Kavga da olsun arada. Beraber kitap okuyalım, kültürlü iki çift olalım demiyorum ki ben sana. Gel diyorum, beğendiğimiz kitapları alalım kültürlü olmak mı? Boşver. Zevkimize uygun okuyalım. Sadece beraber okuyalım diyorum. Sonra ben sana numaradan korku filmi izleyelim böylece sana sarılabileyim, romantik olur demiyorum ki. Gel diyorum, ya komik bir film izleyelim kahkahalarla eğlenelim. Ya da hüzünlü bir filmle göz yaşlarına boğulalım. İçimizden nasıl geliyorsa yani. Sonra ben sana romantik akşam yemekleri yiyelim, çiçekler alayım, öp beni demiyorum ki. Gel diyorum, söyleyelim bir çiğ köfte, yiyelim beraber. Sonra ben sana aç romantik bir müzik dans edelim beraber demiyorum ki. Gel diyorum; açalım bir hip-hop kopalım beraber. Sonra ben sana gel sinemaya gidelim, güzel filmler izleyelim, gezelim beraber demiyorum ki salak. Gel diyorum, al formaları maça gidelim, bağıralım avazımız çıktığı kadar. Sonra ben sana karda güzel fotoğraflar çektirelim, kıskandıralım insanları demiyorum ki. Gel diyorum al şu kar topunu fırlatalım beraber milletin kafasına. Sonra diyorum gezelim kaykayla, basketbol maçı yapalım beraber. Ben demiyorum ki sana; Mükemmel bir çift olalım, kusursuz, harika anlaşalım. Benim istediğim gibi mükemmel bir kadın ol. Ben diyorum ki sana; gel benimle hayatını yaşa. Kimsen o ol, değiştirme kendini, doğal olalım. Ne istiyorsak onu yapalım. Gel diyorum bak, söylüyorum. Gel; boşverelim insanları, keyfimize bakalım, mutlu olalım..

Hz.Yusuf'un Kuyudayken Ettiği Dua Gibi,
Hz.Hacer'in Safa ve Merve Arasında Koşarken ki Yalvarışları Misali
Hz.Yunus'un Balinanın Karnındayken Ettiği Dua Gibi...
Sende Benim En Büyük ve En İçten Yalvardığım En Büyük ve En Güzel
' -Duam('da')sın

Şimdi,
Söndü ışık ...
Sustu dudağımdaki sen çalan ıslık...
Sen !!!
Dünya ahret acımsın artık...

Bunca yaşanmışlık,tecrubeden sonra geriye kalan tek şey,bir tebessüm...Ve herşey hiç yaşanmamışçasına siliniyor. Farklı isimlerle aynı senaryolar tekrarlandıkça, hiçbirşey hiçbir şey hissettirmemeye başlıyor. Geliyoor...geçiyor. Doğruluğunu yanlışlığını düşünmüyorum, sadece yaşıyorum. Doğru zamanlarda doğru yerlerde çakışılıyor ve yakalanan rüzgarla yelkenler dolduruluyor. Ta ki rüzgar yön değiştirene kadar. Nereye gitmek istediğini bilene her rüzgar doğru, bilmeyene her rüzgar yanlıştır ama... Katedilen mesafe,hız,yön,süre önemli değil, önemli olan gitmek. Geri dönmemecesine. Yine,yeni,yeniden...  Hayat ne ki..?

21 Ocak 2013

Hep "çok"tun sen. En çok sevdiğim, en çok özlediğim, en çok aradığım, en çok istediğim.. Hep "yok"tun sen. Sevdim yoktun,özledim yoktun,aradım yoktun, istedim yoktun. Ne kadar çok olduysan, o kadar yoktun. Şimdi lütfen, eğer bir gün bir yerde aklına gelirsem, beni tam orada unut.

Hiçbirimiz aptal değiliz, hiçbirimiz saf değiliz. Sadece bazen susuyoruz, bazen görmezden geliyoruz, bazen içimizde eziyoruz. Belki kırmamak, belki kaybetmemek, belki de başka öaremiz olmadığı için... Kırıp dökenlerin, umursamadan ezip geçenlerin ya da sessizliğimize kananların unuttuğu bir şey var. Her insan bir yere kadar eğilebilir, dayanabilir, susabilir. Kaçarken duvarla karşılaşan kedi bile, en son noktada döner, şişinir ve tırnaklarını çıkarır, belki de ilk kez cesaretle saldırır. O yüzden kimse kendini kurnaz sanmasın, kimse kimse kimseyi zavallı ya da çaresiz görmesin, cepte bilmesin. Gerçek bir ahmaklıktır bu. Her şeyden önce ne Allah, ne evren gözden kaçırmaz. Hiçbir şey hiçkimsenin yanında kar kalmaz. Eken, en sonunda ektiğini biçer. Kısa günün karları, garibin sırtından kazanılan ya da aldatılan sevgili... Er ya da geç olması gereken olur ve ilahi adalet, kusursuz düzen yerini bulur...

Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen.
Ne incitir, ne acıtır, ne yaralar, ne kanatır.
Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek…

Aklıma düştün öyle. Canın yanmamıştır umarım diye düşündüm.
Yara bandım, kırık çocukluğum, ilk aşkım, tek aşkım, canımın en dibi, yüreğimin en derini, oksijenim, uyuşturucu krizlerim, kırık kalbim, en sevdiğim oyuncağım, pakette kalan ve içmeye kıyamadığım son sigaram..

Yıllar geçse de, ne mümkün seni unutmam. Kimsenin yerini alamayacak olması mı yoksa o hayallerin birer birer kırılması mı daha çok acıtır canımı düşünsem de bulamam..

Ama eğer yıllar sonra bir gün aklına gelirsem;
Tam orada bir sigara ya. Ve de ki, bir yerlerde bu sigara gibi yanıyor bir adam..

Yağmurdan sonra buğulu camlara titreyen ellerimle yalnızlığımı yazdım.
Gecelerde yalnızlığıma gündüzlerde karanlığıma ..Şiirlerde mısralara seni istediğimi yazdım.....Sensiz geçen her güne yalnız yürüdüğüm yerlere yazdım....Yalnızlığa terk edildiğim kişiliğimi unuttuğum yüzümü göremediğim aynalara SENİ SEVDİĞİMİ YAZDIM yazdım evet ama ben yazdım ben okudum ben dinledim...!

Hayat olması gerektiği gibi değildir. Olduğu gibidir. Onu değiştiren onunla başa çıkma biçimimizdir.

Konuşurken onu izlemeyi seviyordum. Ne söylediği umurumda bile değildi. Konuşurken dudağının kenarlarının yanak uçlarına yakınlaşması, cildinin belli belirsiz bükülmesi, dişlerinin görünmesini seviyordum. Bazen saçı enfes burnunun üzerine düşer bir an da olsa dikkati saçına kayardı.Güldüğünde ağzını fazla açmaz, kısık bir şarkı gibi ince bir tebessümle yetinirdi. Güldüğünde onu daha da sevmek isterdim.Çünkü o ne zaman gülse benim yanaklarım kahkaha atıyordu. Ona tam olarak ne zaman aşık olduğumu hatırlamıyordum fakat bunun hayatımda yaptığım en güzel şey olduğundan kesinlikle emindim. Bir noktadan sonra artık benimle olmayacak olmasına alışabileceğim gerçeği nefes almamı zorlaştırsa da bir zamanlar yüzünün bir kaç santim ötesinde aldığı soluğun sıcaklığını kalbimde hissettiğimi asla unutmayacağım.

Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum.
Biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum.
Benim derdim yeter bana banane!
Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum, varlığından?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem...

Ki ben mutlu sonla biten her filmi bile iki kere izledim, belki bir yanlışlık vardır diye..

Seni tanıdığım gün
bütün tabirleri değişti rüyaların ,
ve şekli
gördüğüm Dünya'nın ..
Şimdi tüm rastlantılar kıskanır ,
karşıma çıkışını ..
Aklımdan seni sayısız geçirişlerimde ,
rakam yerine artık başka sayısal değer kullanılmalı .
Bil ki ,
yok matematikte karşılığı..
Artık ,
yaşarken girilen bir cennetin kapısıdır gözlerin ,
düşününce kendiliğinden açılan ...

Yalan söyleyip soru işaretinin eğri büğrü şeklini almak yerine ,
Dürüst ol, ünlem gibi dimdik noktayı sen koy, üstüne laf söylettirme..!

İçime attım bana ağır gelen tüm gerçekleri. Sustum. Yuttum soğuk sessizliği. Suçlamadım, suçlayamam kimseyi. Çünkü ben getirdim bu hale kendimi. Gitmeler yormaz beklemek kadar gelmeyecek birini. Ve hiçbir şey bir kargaşanın içinde yalnız kalmak kadar koymaz!
Hep bildim yerimi; ne bir adım geride, ne bir adım önde. Şimdi bu yorgun ve yalnız gecede hesap soruyorum yüreğime...

Dilimde koybolmuş kelimeler , Dudağımda anlamsız bir tebessüm.. Yıkımlardı senden geriye kalan... Yaralı bir geçmiş ve anlamsız bir gelecek bağışladın bana... Hayallerim, suskunluğumun canını acıttığını fısıldadılar kulağıma... Nedenini bilmediğim korkular sardı ansızın her yanımı.. Geçmişin yorgunluğu vurdu tenime... Senden kalan enkaz altında duygularım kaldı sadece...

Fırtınalı Dönemler Vardır İnsanın Hayatında...
Bazen, Gemiyi Limana Yanaştırıp, yanaştıramayacağınızı Bile Bilemezsiniz... Tam da O Anlarda Birileri Sizden Bir Şeyler Bekler, Siz de Yapamayınca Üzülür, Kırılırlar Size, anlatamazsınız, İçinizdeki Fırtınanın Kasırgaya Dönüştüğünü ve Bütün Yangınların Sizde Yandığını. Ölmek Üzeresinizdir Ama Son Bir Gayretle Hala Birilerinin Umudu Olmaya Çalışırsınız... İşte Tam O Anda, Her Şeyi Bırakır Kaçarsınız Tüm Yangınların Yandığı ve Tüm Kasırgaların Sizi Yerden Yere Vurduğu Yere...
''Kendinize''...!

Ne kadar güzel bir pazar sevgilimle uyandım, kahvaltı ettik, oyunlar oynadık, güldük eğlendik şimdi de film izliyoruz diye bi yazamadım ya la

Kadınların ayaklarını küçük yaratan Rabbime şükürler olsun , yoksa 43 numara anne terliğiyle, çok çocuk telef olurdu:)

gecekondu gibi plansız-procesiz, gizliden, içinden geldiği gibi hayal kurarsan başına çöker tabi ilk sarsıntıda! Uğrarsın hayal kırıklığına...

Şimdi anlamsız bir kargaşanın ortasında selam duruyorum gidişine. Ne "hoşca" kal nede mutlu.... Ben neysem sende öyle kal..

Eğer dönüp gittiğinde arkandan gelmiyorsa, o zaman dönüp giderek doğru şeyi yapmışsın demektir...

Gel yapıştır dudaklarını dudaklarıma ,
Soran olursa ağzının payını veriyorum dersin...)

Altın kaplamadır bazılarının güzelliği, dışı pırıl pırıl ama zifiri dumandır içi..

 Karanlıkta Lambayı bulmaya çalışırkenki hâlimi birisi görse duvarla aşk yaşıyorum sanır :))

Üç açılı diş fırçası yapıp da klozet kapağı ısıtıcısı yapamayan bilim adamının da ayrıca Allah belasını versin...



Canım çok sıkılıyor . Bazen az sıkılıyor, bazen çok. Bazende ne az ne çok, normal sıkılıyor. Ama dediğim gibi bazen acayip çok sıkılıyor. Fakat az sıkıldığı da oluyor tabi, olmuyor değil yani. Ama genelde normal sıkılıyor. Çok nadir fazla sıkıldığı oluyor.

5 Ocak 2013

Siz birine aşık olursunuz. Bu rutin bir cümledir. Ve kader sizi şanslı kişi seçer, birlikte olursunuz. Hatta el ele tutuşursunuz, sevişirsiniz belki de o artık sizin kapılar ardında yaşadığınız bir olgudur. Birlikte aynı sigarayı paylaştığınız, yirmi metrekarelik odada aynı havayı soluduğunuz bile olur. Hatta abartır doğmamış çocuğunuza ortak bir isim bile bulursunuz. 
Sonra kader sizi siktir eder. Evet evet siktir eder sizi. Piç olursunuz, piç kalırsınız. Annenizi kaybetmiş gibi olursunuz. Sigaranız bitmiş gibi olursunuz. İnancınızı yitirmiş gibi olursunuz. Siz boktan olan her şey olursunuz ama mutlu olamazsınız. Çünkü mutsuzluk sizin başrol olduğunuz o filmin ana temasıdır. Siz mutsuz olmak için doğmuşsunuzdur. Doğunca bile sırf siz ağlayın diye kıçınıza okkalı bir tokat atarlar. 
Hayatınıza insanlar girer. Hayatınızı sikerler ya da hayatınızı bir düzene sokarlar. Ya da hali hazırdaki düzeninize sokarlar. Neyse, durum şu; biz aslında boktan bir yolun içinde mutlu olmak için kıçını yırtan bir kaç iyi adamız.  Mutlu olmayacağız belki ama ağlamamak için biraz daha direneceğiz.

Bazen durup düşünürsünüz kısa metraj. Arka planda sigara dumanı vardır, kulaklarınızda bütün umutlarınızı tüketen bir şarkı, aklınızda faydasız dost telkinleri; "üzülme başkasını bulursun, vesaire vesaire vesaire" 
Küfredersiniz, çünkü bu gibi durumlarda küfretme acınızı hafifletici bir sebeptir ki bu Dünya üzerinde her boku araştıran İsviçreli bilim adamları tarafından kanıtlanmış bir gerçektir. Gerçekler acıtmaz bazen sadece kanatır. 
Bazı yaralar hep kanar çünkü hiç bir anı, hiç bir zaman pıhtılaşmaz akılda. Şans bu ki; çekik gözlü Japonlar bile anılar için kan taşı bulamadılar hala. 
Unutmak Rus ruleti oynamaya benzer çünkü revolverin bir haznesinde mutlaka size birilerini hatırlatacak bir kurşun bulunur. Mutlaka tetikleyici mücbir sebepler vardır hayatta. "Unuttum" dediğiniz anda, "siksen unutamazsın" diyen bir söz duyarsınız içinizden, öyle ki içiniz size her zaman dürüst olmuştur. 
Bir koku, onunkilere benzeyen bir çift göz belki de. O an telefonunuz çalsın istersiniz. Bankalardan, gereksiz arkadaşlardan başka birisi arasın istersiniz ama o telefon hiç çalmaz. 
Bu hayatta bütün acı gerçekler argodur bu yüzden onlar siktir olup gittiler ya zaten, bu yüzden küfredersiniz ya siz... 
Şimdi bir sigara yakın ve bu kez uzun metraj düşünün: Onlar ertesi sabaha kim bilir kimlere günaydın diyecekler, sizden başka.

Bazen değer verirsin birine ama bazende onun değersizliğine verdiğin değerden utanırsın. 
Konuşmak dertleşmek istersin biriyle ama bazende insanların iki yüzlülüğü gelir aklına, yine susarsın. 
Bazen birinin gözlerine saatlarce bakmak istersin ama baktığın gözlerin senin gibi bakmadığını görünce başını çevirirsin.. 
Böyle zaman akıp gider, bir bakarsın yaşlanmışsın çaresiz gözlerin, güçsüz yüreğin pişmanlık sarar, gençliğine yanarsın... Yaşanacak yaşanacaktır, artık sende anlarsın....

Yüreğim Yokluğunu Kaldıramayacak Kadar Yorgun...
Bir Nefes Uzağımda Olmana Dayanamazken; Bir Ömür Benden Uzağa Gitme.. 
''Susma''..!.
Anlamını Yitirmesin Kelimeler.. Bir Tek Sözüne Şu Gönlüme Yeniden Bahar Gelir..
''Etme''..!
Gözlerini Gözlerimden Çekip..Bir Bilinmezliğe Sevdamı Mahkum Etme. 
''Uzat''..! 
Elinden Zehri Bile Şerbet Sayar İçer Yüreğim.Sensiz Bu Dünya Cennet Olsan Neyleyim.
''Gel''..! 
Herşeye Hazır Bu Yürek Seninle. Bir Sabah Gün Işığı Gibi Doğ Yüreğime. 
Sana Son Sözüm ; Seni Sevmeye Geldim.

Dolu dolu caddelerde, tıklım tıklım kaldırımlarda elleri cebinde dolaşan kişidir yalnız...

SUSTUM...
Karşılığında yalanlar,aldatmalar riyakarlıklar getiren.... 
Her güzel ve hayırlı sözleri söylememek için SUSTUM.... 
Özümle, samimi kalbime her açılan yaralardan dolayı.... 
Suçlu olan sadece öven ve mutluluk veren bu dilim ise SUSTUM.... 
Artık söz söylemek ve haklı olmak haksız olanların hakkı ise.... 
O hak olanı hak sahiplerine vermek için SUSTUM.... 
Dünyada olup yaşayarak dilin zehirini saçmak ise.... 
Ben dünyada değil sözümü ahirette söylemek için SUSTUM...

Bi tane su kaplumbağası alıcam, 1 ay boyunca dert anlatıcam ona. bağırıcam,çağırıcam, espri yapıcam hatta.. Konuşmuyor nasılsa. Onun için tek değerli şey olan su ve hava. 
Eksik etmeyeceğim onu,bazılarının hayatımda eksik oluşu gibi ihanet doldurmayacağım kabına. Sonra alıcam onu,koyucam gömleğimin cebine ve otobana çıkacağız beraber. Otostop çekerek denizi ve sıcağı bol bir şehre gideceğiz. 
Ne bileyim, İzmir olabilir mesela.. Yeni insanlarla tanışmayacağız,sadece birbirimiz olacağız hayatımızda. 
Sonra şehre ulaştığımızda plaja gideceğiz ve ben onu denizin serin maviliğine bırakacağım. 
O da arkasına bile bakmadan kulaç atmaya devam edecek. 
Gidecek gidecek.. 
Uzaklaşacak sonsuza dek. 
Sonra ben yine yalnız kalacağım, yeni kaplumbağalar keşfetmek için yoracağım kendimi.. 
Aşk denilen şey de böyle bir şey işte, ne şekil algılarsanız..

Bazen Düşünüyorum da ; Değmezmiş be..
Hiç aklında yok iken birden karşına çıkar duygusuzun biri... sana Aşkı, Sevgiyi, Şehveti ve Mutluluğu vaad eder ; Sen bu duygulara aç tatmamış Çöl bedevilerinin buz gibi bir suya olan hasreti ve harareti ile serap görür misali atlarsın bu sana kurulmuş olan tuzağa..
sonra Alışkanlık olur sende , her anını doldurmaya başlar ,sende sevmeye ve bağlanmaya dair o kadar hızlı olur ki; neye uğradığını şaşırırsın.. ta ki ; senin onsuz yapamayacağını anlayana kadar.. sonra ne mi olur ? usulca kaçmaya başlar..
elini tutar yüzüne bakmaz.. Bal dudağından aşk şarabı içirtmek varken o dudaklardan öyle derin öyle acı sözler dökülür ki Kurşun yarası halt etmiş yanında.. sen yine çabalarsın sevgine sahip çıkmak için bir umut dersin ama nafile hüzünlü son sen onu sevmeye başladığında yazılmaya başlanmıştır bile... her zaman olduğu gibi bir gün bir de bakmışsın ki soğuk odanda masanın başında elinde sigara radyoda selami şahin çalıyor " özledim teninin kokusunu özledim"

Bir yüzün güzel olduğunu görürsün ve bir arzu yaratırsın. Arzu o yüz ya da o beden için değildir; senin kendi yorumun, kendi yansıttığın içindir. Oradaki kişi, gerçek kişi bir ekran olarak kullanılır ve sen kendini yansıtmış olursun. Hayal kırıklığı kaçınılmazdır; çünkü gerçek yüz senin yansıtmanın gerçek dışılığını takınmaya zorlanamaz. Eninde sonunda yansıtılan düşecek, gerçek yüz ortaya çıkacaktır. İşte o zaman sen kendini aldatılmış hissedeceksin. “Bu yüze ne oldu? Bu yüz çok güzeldi. Şimdiyse her şey çirkinleşti.” diyeceksin..

Hoştur bana senden gelen,
Ya gonca gül, yahut diken
Ya hayattır yahut kefen,
Nârın da hoş, nurun da hoş,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

- Yunus Emre

Sürünün İçindeki Birey...

Türkiye'de insanlar genellikle kendileri için değil, başkaları için yaşarlar. Aslında güzel bir evde oturmanın ya da iyi bir otomobil kullanmanın vereceği zevk, başkalarının bu eve ve otomobile nasıl özlemle ve gıptayla bakacağını bilmenin vereceği keyfin yanında solda sıfır kalır. Servet sahibi olanların, her gün servetlerini medyada sergilemeleri bu yüzdendir. Makam ve mevki için de böyledir durum.
Otoriteyi ele geçirmenin sarhoş ediciliği de buradadır: Başkalarını susta durdurmak, onlardan üstün olmak, onlara emir vermek! Bazı siyasiler bunu bir parça gizleyebilir ama kimilerindeki zevk kasılmaları her gün ekranlara yansır.
Birbirine bu kadar çok çiçek gönderen toplum yoktur dünyada. Ama bunlar gönülden gelen alçakgönüllü kır çiçekleri değil, illa dev çelenkler olmalı ve üzerinde isminiz yazmalıdır. Yerli yersiz herkese çelenk gönderilir: Cenazeye, düğüne, kebapçı, oto galerisi ya da umumi hela açılışına.
Düğünlerde çok cayırtı yapılması, mesela Anadolu köylerinde göğe ateş edilmesi ve İstanbul köylerinde havai fişek gösterisi yapılması da bunun bir göstergesidir.
Bu yüzden Türkiye'de birey olarak kendi varoluş problemleriniz ya da metafizik kaygılarınızla uğraşamazsınız. Ne kadar köşenize çekilmiş olursanız olun fazilet davası, kur hesabı, manken aşkları ve arabesk feryatlar gelip sizi bulur.
Medyanın en çok söylenti ürettiği ülkedir burası. Çünkü insanlar buna meraklıdır. Bu yüzden bireysel olan hiçbir şey derinleşemez, kök salamaz; insanlar kendi iç hesaplaşmalarına dalamaz, olgunlaşamaz.
Her şey "Bir rivayete göredir" buralarda. "Bir hadisenin şüyuu vukuundan beterdir." (Söylentinin çıkması, gerçekleşmesinden daha kötüdür).
Yöneticilerin eleştiriye tahammül edememesi de aynı konunun bir başka yönüdür.
Sorunların çözülmesi değil, yok sayılması, görmezden gelinmesi tercih edilir. Bu nedenle, bir şeyi eleştirdiğinizde, o durumu ortaya çıkaran kişi olarak sanki sorunun nedeni sizmişsiniz gibi tepki alırsınız.
Ortega y Gasset'in felsefi mesajı daha çok bizim için söylenmiş gibidir: "Ben, kendimin ve çevremin toplamıyım!" Her TC yurttaşı, kendisinin ve çevresinin toplamıdır. Yani hangi erdemleri taşırsanız taşıyın, hangi ilkelere inanırsanız inanın, toplumun akmakta olduğu çamurlu dere yatağından kurtulamazsınız. Gelir, size bulaşır! Sizi de kendisi gibi kılmak için müthiş bir uğraş verir. Milyonlarca satır yazı üzerinize saldırır; milyonlarca televizyon imgesi gözünüzü ve beyninizi hırpalar. Çünkü siz bir bireysinizdir ve Türkiye'nin bireye tahammülü yoktur. Hele bağımsız, özgür düşünceli, kendi kendisine sorular soran, vicdanlı bireylere asla! Bu yüzden Türkiye'de bireyselliğini korumak isteyen insanların ömrü, sürüleştirme çabalarına direnmekle geçer.

Zülfü LİVANELİ

Otobüsün sol camından manzarayı seyrederken,  
sağ camından kaçırdıklarımızdan ibarettir bazen hayat...

Kaleyi sattım,
Filler isyanda,
Vezirim intihar etti!...
Atları özgür bıraktım.
Çevremdeki piyonlardan hayatım boyunca medet ummadım.
ŞAH olduğuma inanmayan varsa, buyursun hamlede bulunsun!...

Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın, Biri seni bulacak. Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, Biraz ürkeceksin. Ne kadar dirensen de nafile. İnsansın sonuçta, seveceksin. Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, Gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acaba’ları! Bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz...

Zemzem Misali Gözlerin Baktıkça Doyuran ,
Ucu Cennet'e Dayanan.. Her Bakış Tertemiz , Her Bakış bAŞK'a
Hamd olsun ! 

Seni benle karşılaştırana..

Dilim lâl, gözüm âmâ... Başı belli de, sonum muammâ..!

Özlüyorum seni...
İçimde senli dünyanın sensiz şehrinde sensiz güne başlamanın uçurum yalnızlığı... 
Ulaşamıyorum sana. Elim yetiyor ama tutamıyorum. 
Yüreğimde katran karası sevdanın yaktığı kor ile bi mecal kalmış umut kırıntıları ile sana sesleniyorum Ey Yar..! 
Sevdan yüreğime, hasretin canıma, vuslatın ömrüme bedel olsada, sen benim sabrımın sonu, aklımın yolusun...

Kocaman bir Milka çikolatayı paketleyip üzerine "Hayatıma tat kattığın için" yazıp verdim önce,
Bir kutu aspirini paketleyip "Bazen başını ağrıttığım için" yazdım
Son olarak da saati ambalajlayıp "Zamanıma değer kattığın için" yazdım...

Sen gönlümün yüküsün.
Omzumun değil. . .
Sen canıma yarasın, tenime değil.
Yürekte taşınan sırta ağır gelir mi ?

Gönül! 
Sana nasihatim ;
Çağrılmazsan varma gönül.
Seni sevmezse bir güzel,
Bağlanıp da durma gönül ...


AŞIK VEYSEL

Ey Gözünü Sevdiğim, Canına Yandığım... Gündüz Göz Yummadan Hayaline Daldığım... Canıma Sarıp, Belki Benimdir Sandığım. Sen Umut Çiçeğim, Sevda Türküm, Canbağım...
Ey Göznurum, Yüreğine Kurban Olduğum, Sevdasına Eriyipte yandığım, Sararıp Solduğum... Üstüne Yemin Edipte Deli Olduğum.Sen Gönül İşlemem, Göz Emeğim, Hasretim,Ömrüm... Neyleyim Sen Yoksan Yanımda....

Bazen kendini anlatabilmekte çaresiz kalırsın. Beklentini karşındakinin görmesini beklersin. Aslında, tüm bedeninle ruhunla anlatmak istediğini anlatmana, hatta mecbur kalıp cümlelere dökmene rağmen karşındaki duvar gibi kalır. Çaresiz içine dönersin. Belki biraz yaralı, belki biraz küskün.Sonra vazgeçersin anlatmaya çalışmaktan. Sadece şunu unutma... Her duvardan sonra yeni bir duvar yok. Vazgeçme, çırpınma...!

Tezgahta domates satan pazarcıyla fiyatta anlaşmak kadar kolay değildir ilişkiler. 
Ne pazarcının bitireyim de gideyim telaşı olur kalbinde, Ne de ucuz olsun diye çürük sevdalar taşırsın içinde. Sevmek zor,güvenmek mümkün değil. Şimdi akşam pazarı. Ucuz birliktelikler kapış kapış bu devirde... Birazdan biter her şey. Yerler ezilmiş pişmanlıklar içinde... 
Sonra mı?
Sonra sıra çöpçülerde..!

Sen hiç çaresiz kaldın mı ?
Sanada koydu mu deli gibi severken bırakıp gitmek ?
Canın yandı mı seninde onun gözlerine her baktığında ?
Bütün hüzünlü şarkılar acıttı mı canını benim gibi ?
Hiç yarışa girdi mi göz yaşların ve yağmurlar ?
Sen ağlarken düştü mü gözünden anılar damla damla ?
Bitti! unuttum işte! deyipte canın yandı mı adını her işittiğinde ?
Sende kimi görsen bana benzettin mi?
Benim herkesi sana benzettiğim gibi ?
Her telefon çalışında ümitlendin mi keşke o olsa diye ?
Sende çıldırdın mı başkasıyla birlikte olduğum saçmalığını düşündükçe?
Bekledin mi bir defa dahi olsa seni seviyorum kelimesini ?
İnandın mı senin değil ellerin olduğuma ?
Yüreğindeki yaraya tuz basmak nedir bilir misin sen?
Yazıklar olsun bana diye kendini suçladın mı benim için ?
Kahrettin mi gecelere onu beni vermediği için?
Yanlızlıkla başbaşa kaldın mı sende?
Sen nerden bileceksin ki yanlızlık nedir?

Gözümün görmediğini gönlüm neylesin. Rabbim herkese gönlünden geçeni nasip eylesin.

Çok geceler bilirim...
Çok yalnız, çok sensiz, çok soğuk ve siyah geceler.
Ararsın diye ansızın,
Başımı, yastığımdan daha yakın tutuyordum bir telefona...

Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum.
Biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum.
Benim derdim yeter bana banane!
Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum, varlığından?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem...

Sen benim aşka dokunmuş en güzel nakkaşım. 
Sen, kalbimin en mahrem yanı, 
Rabbimin armağanı ve en güzel yangınımsın..! 
Sen benim en gizli sadakam ve cehennemle arama set olacak en tatlı gözyaşımsın..!  
Herkes gitsede sevgili sen bana kalansın..! 
Çünkü Sen, AŞKSIN..!

Kalbimi kıyıya çektim..
Su aldıkça batışını izliyorum...
Bu yüzden ettiğim hiçbir yeminin geçerliliği yok...
Eski sevdaların da arkasından durup bakmıyorum...
Şimdi kim hangi gönülde bitmeyecek sandığı sevgisine yeminler ediyorsa orada kalsın...
Ben bir müddet daha en azından yeni bir aşka kadar kimliğimle birlikte hükümsüzüm...

Ben; en son güvenimi beni yarıyolda bırakanda bıraktım...
Tahammülsüzüm, eyvallahım yok kimselere.. Samimiyetler sahte geliyor artık...
Ne insana ne de insan görünümlü olanlara inanmıyorum...
BAKIYORUM, SEÇİYORUM, GÜLÜYORUM, GEÇİYORUM...

Ben susmalıyım ki bütün zor cümleler sana kalsın..! Susmalıyım diyorum kendime... Susmalıyım ki yüreğimin sesi yüreğine ulaşsın... Beni duymamak için direnen kulakların bari yüreği anlasın... Ben susmalıyım ki tüm zor cümleler sana kalsın... Konuşmak çok canımı yaktı..! Ben susmalıyım ki biraz da canımı yakanların canı yansın.....

Git Allah Aşkına, Elimi Sana Bulama Şimdi !! Ölsem İçimde Kalacaksın, Sussam Dilimde...

Göğsümden vurulmak istemiyorum yalan silahının kurşunlarınla.
İşte bu yüzden; anlamını bilmeden asla “seni seviyorum” deme bana…
Isırgan otunun değdiği yeri dağlaması gibi, dağlıyor bu iki sözcük kulaklarımı.
Menekşeler nasıl zahmetsiz açar morunu, nasıl yakışır mor ve menekşe birbirine;
söylediğin zaman öyle bütünleşmeli “seni seviyorum” ve sen dilinde..

Sığmadın içime sevgili, bu yürek bu şehir ve özünü bulduğun şu garip sevda sana dar geldi. Yetmedi tek sevda sana, olamadın tek yürekte ve yüreklice sevmeyi öğrenemedin. Benden kattığın o yürek sana çok geldi..

Bir seven bulunur da ! 
Sen geç-git..! 
İçimi yakan bahanelerini ben unutmadan! 
Sen iyisimi uyan o uykudan, kandırma kendini, acıtma içimi...

Onurlu olmalı gelişler.. 
Bir kadının ANA oluşu, bir erkeğin ADAM oluşu gibi.. 
Asil ve olgun gelmelisin..! 
Omuzların dik, alnın açık, tüm kalbinle gelmelisin..! 
Ne kadarına yetiyorsa yüreğin, yettiği kadar sevmelisin..! 
Aklını başından alacak kadar değil aklı başında olacak kadar sevmelisin..! 
Az olsun, öz olsun ama yürekten..! 
Can'ı gönülden olsun ...!

Diyorsun ki: Ben yanmam aşk yansın! 
Ey aşkı hırpalayan zat! 
Ancak yandığın kadarsın.
Bakışların, sözlerin, yüreğin "net" olacak.. 
Ya seveceksin.. ya gideceksin "ortası" olmayacak.. 
Severken sevmenin hakkını vereceksin.. 
Ölürken ölmenin.. 
Ötesi olmayacak....

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

...Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

Yıllarca GönLümün Okuyacağı Aziz KeLam'sın..
Nur-i Ayn'ım EzeLden KaLbime VeriLmiş SeLam'sın...
Evvelimsin , ezberim ahirimsin.
AşK'ın tefsirini hayr'a yoran varLığınLa, GeLişine bin f/eda ettiğimsin. 
Soldan soldan vuranımsın.
Niyetimsin!.. 
BesmeLe gibi çektim Sen'i gönLüme.. Yüreğime yerLeş Ebedi Beni Sev diye! 
Amin dedim ettiğim her Dua'da diLedim Sen'i..!

Sevgin yakıyor içimi, dökülmek istiyor sayfalar dudaklarımdan cümle cümle, anlatmak isterken ben sana aşkımı, yanımda olmayışından sebep buruk içim gözlerim donuk. En yakın mesafesinde dünyanın, bir uzak tepesindeyim sevdanın. Sen sevdiğim, sen yoksun ya yanımda ümidim, sen sevdiğim, sen yoksun ya yanımda kuvvetim yok. Özleminden lal oldu dilim, yüreğim yaralı...

GİTME..! 
Yüreğim yokluğunu kaldıramayacak kadar yorgun. Bir nefes uzağımda olmana dayanamazken, bir ömür benden uzağa gitme.
SUSMA..! 

Anlamını yitirmesin kelimeler. Bir tek sözüne şu gönlüme yeniden bahar gelir. 
ETME.. ! 
Gözlerini gözlerimden çekip, bir bilinmezliğe sevdamı mahkum etme…

Ey Âşk durağım..!
Ey adından başka hiç bir söze dilimin dönmediği tek hecem...
Dudağıma öyle bir mühürlensin ki Duâ'n; Bu Duâ'ya ''Âmin'' demekten başka kelâmlara dönmesin diller.. ! 
Ve Lâl olsun dilim, Sen'den başka isimleri anarsam eğer....
Eğer İçimi Dökebilseydim Lisanı Hal İle Kıyama Kalkardı Bu Şehir Ey Yâr..!

Kaç kez  "Sen" deyip de sonunu getiremedigim cümleler kurdum. 
Hiçbir cümleye sığamayacak kadar uzun ve hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği kadar derinsin.
Hiçbir sözcük içermiyor sende ki anlamı yada ne bileyim tek kelimelik binlerce anlam yüklüsün.
İçimdeki bunca lisana rağmen dile getiremiyorum seni...
Ama şunu biliyorum ki; bana dair ne varsa hepsi sensin...

Söyle ey Yâr...

'Söyle ey Yâr!
Hüznümü sana nasıl arzetmeliyim?
İçinde sen geçen cümleleri ezber mi etmeliyim?
Derdi heybeme yükleyip yitik diyarlara mı gitmeliyim?
Hasretini sabırla bertaraf mı etmeli;
Yoksa bu hasrete şükrü mü öğretmeliyim?
Söyle ey Yâr! Seni nasıl yâd etmeliyim?
Lâl değmeli dilime belki,
Yüreğime seni söyletmeliyim..

birini seveceksin ki mutlu olasın...

Yusuf olmaksa muradın yada Zülayha; korkmayacaksın ölümden.Ölümün ayrılık değil kavuşmak olduğunu bileceksin... Dünyaya kafa tutacaksın tek başına. Yandaş, yoldaş aramayacaksın. Bir Allah’ına bir kendine güveneceksin sadece. Yol arkadaşın terk etse bile seni yarı yolda, aşkına sahip çıkacaksın sonuna kadar. Tek başıma taşıyamam demeyeceksin. Ölünceye kadar taşıyacaksın şerefle. Karşılık beklemeyeceksin.
Sevmek olacak tek amacın. Sevilmemişsin ne fark eder. Ayıplanmaktan korkmayacaksın. Sevgini gurur madalyası olarak taşıyacaksın göğsünde, kim ne derse desin… Sevgin için zindana atılmayı da attırmayı da göze alacaksın. Karanlıklar sırdaşın, böcekler yoldaşın olacak. Bileceksin sonunda ayrılık olduğunu...
İsyan etmeyeceksin, vuslat beklemeyeceksin. Zaman ve mekan sizi ayırmayacak. Nerede olursan ol, her daim sevdiğinin yanında olacaksın. Üzüntüsüne üzülecek, sevincine sevineceksin. Sanma ki beraber olmak için, yan yana olmak lazım. Gönüller beraberse mesafenin ne önemi var..! Gönül gözüyle görecek, duyacaksın. Gönül diliyle konuşacaksın.

Bilmez misin gönlü kainat bile kuşatamaz dar gelir. Gönül dilinden anlamam, konuşamam, dayanamam bu çileye karşılıksız hiçbir şey veremem diyorsan; talip olmayacaksın Yusufluğa. Yusuf olmak için Yusuf gibi yürek gerek, gönül gerek, iman gerek. Züleyha değilsen eğer peşine düşmeyeceksin Yusufların. Kendi ayarında birini seveceksin ki mutlu olasın.

Gel artık

Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...
Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım,ölünmüş
Murad alınmış...
Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuziki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.
İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...

Ahmed Arif

Sen hiç çaresiz kaldın mı

Sen hiç çaresiz kaldın mı ?
Sanada koydu mu deli gibi severken bırakıp gitmek ?
Canın yandı mı seninde onun gözlerine her baktığında ?
Bütün hüzünlü şarkılar acıttı mı canını benim gibi ?
Hiç yarışa girdi mi göz yaşların ve yağmurlar ?
Sen ağlarken düştü mü gözünden anılar damla damla ?
Bitti! unuttum işte! deyipte canın yandı mı adını her işittiğinde ?
Sende kimi görsen bana benzettin mi?
Benim herkesi sana benzettiğim gibi ?
Her telefon çalışında ümitlendin mi keşke o olsa diye ?
Sende çıldırdın mı başkasıyla birlikte olduğum saçmalığını düşündükçe?
Bekledin mi bir defa dahi olsa seni seviyorum kelimesini ?
İnandın mı senin değil ellerin olduğuma ?
Yüreğindeki yaraya tuz basmak nedir bilir misin sen?
Yazıklar olsun bana! diye kendini suçladın mı benim için ?
Kahrettin mi gecelere onu beni vermediği için?
Yanlızlıkla başbaşa kaldın mı sende?
Sen nerden bileceksin ki yanlızlık nedir?



 




İnandığım gibi, inandıklarımla; inanılmaz yaşarım..!

Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece sen, yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsun

 

Aynı yolu bizimle birlikte yürüdüğümüzü zannettiğimiz insanlar, ASLINDA, sadece gidecekleri yere kadar bize eşlik etmişler o kadar..!



Sonu belli olmayan bir yoldur hayat. Önüne ne zaman, neyin çıkacağını bilemezsin. Bazen birşeyler alır götürür senden, tutamazsın..! Bazen de hayatın getirdiklerinden kaçmak istersin, ama kaçamazsın... Böyledir hayat, bir türlü anlayamazsın...Ve bir gerçek vardır: "ACIYI tatmadan, MUTLULUĞU tadamazsın...


Karpuz Kabuğundan Gemi Değil , Titanik Bile Yaparsın!
Para Değil, Yürek Meselesi....!


Benim Hayatımı Yargılamadan önce; benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç... Hüznü, acıyı ve neşeyi tad... Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl, yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi..! Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin..!


Hani insan bazen ne ileri ne geri, tek bir adım atamaz ya. Birini yanında tutmayı bilemez ama onun yokluğunu da istemez . Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak için de mücadele etmez. Bağlanmaya cesaret edemez ama azat da etmez o'nu. Ne sevilmekten vazgeçer, ne sevmeyi bilir... Hani çok  sonra zaman geçer savrulurlar ya, o zaman dökülür dudaklardan itiraf edercesine: Ne göze alabildim ne de gözümü alabildim...

Yangın yerine bak..!
Ateşten, külden, kordan ne var elinde..!
Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe..!
Cân’ı teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye..!
Aşk gelmesin seninle dile…!
İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!..

“Sana” yürümek düşer… Çünkü; yol olur yeryüzü yürümeyi bilene… Yeter ki; vakar olsun duruşun, özlemli olsun yürüyüşün!
“Yürümek” kavlin olsun, ahdin olsun, vefan olsun…
Vur kendini yollara...
İmdada sesin olsun, dara uzansın ellerin, zora dayansın bileğin...
Olur da sürçerse ayağın; dayandığın, güvendiğin her daim Rabbin olsun!

Kolumuzu ısırarak yapardık saatleri küçükken, sanki zamanın canımızı yakacağını anlarmış gibi. Takvim düzeni herkes için aynı olsa da, zaman herkesin içinde başka türlü ilerler. Öyle zengin bir sofradır ki yaşam, Acılardan sonra tatlıları beklemelidir insan...

Yüreğimin kapısı yoktur benim, her çıkmak isteyen bir duvar yıkmal. İste bu yüzdendir yüreğimin harabe oluşu…

Sustum! Kendimle konuşuyorum şimdi yalnız... Yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime… Kimse duymuyor... Sustum! Sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir, yaraları yalayan rüzgar akıp giden nehir… Gözlerim konuşuyor Yalnız… Umutlarımı sarıp rüzgârlara, uzaklara savuruyorum… her gece  yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne, kimse görmüyor...
Herkes mi kusursuz... Hiç kimsenin yarası yok mu sarıLacak... Herkes mi güçLü; kimse ağLamaz mı düşünce, kendine uzanacak bir eL aramaz mı... Ben güçsüzüm düşerim-ağLarım-canım acır... YaraLarım ve kusurLarım var; sırf bu yüzden insanım..! 
SIRADANIM...!
HAYAT.... BENİM HAYATIM ..!
Dışardan nasıl göründüğümün hiç bir önemi yok, içeriden görülebilenler yetiyor bana... Beni dışarıdan yargılyanlara tek bir sözüm yok dışarıda kalmaları yetiyor onlara..!

Zorlamıyacaksın zaten olmuyorsa, sen deredeki akan suysan o suyun akarını seninle bulmuyorsa laftan anlamıyorsa...  sen koskoca dereyken senin içindeki bir damlanla seni bir koyuyorsa sen en iyisi zorlama... Kıymet bilen gelir zaten geldiyse de gitmez... En iyisi sen sen ol ki kim olduğunu bilsinler..!

İçime attım bana ağır gelen tüm gerçekleri.Sustum.Yuttum soğuk sessizliği.Suçlamadım, suçlayamam kimseyi.Çünkü ben getirdim bu hale kendimi.Gitmeler yormaz beklemek kadar gelmeyecek birini.Ve hiçbir şey bir kargaşanın içinde yalnız kalmak kadar koymaz! Hep bildim yerimi;ne bir adım geride,ne bir adım önde.Şimdi bu yorgun ve yalnız gecede hesap soruyorum yüreğime...

İnsan hayallerini seviyor aslında en çok, gerçekler canını acıttığından olsa gerek...
Hayatın ona verdikleri hep biraz eksik kalıyor. “Nerede değilse en çok orada olmak istiyor” Ve kim onu daha çok kanatmışsa en çok onu seviyor…
Ve yine en çok ondan nefret ediyor...

Yürünesi yollar kapanası olduğunda kanadı yitik turnalar gördüm rüyamda...
Sustu(n).... zayii oldum...
Ellerimi cebime koydum, hüzün bulaştı parmaklarıma...
Poyrazın zulmune takıldı uçurtmalarım...
Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et.! söz yürekten gelir, dilden çıkar yüreğinden geçmeyeni söyleme.! ya yüreğinle konuş yada sus...
Bizler düşlerimizi kurarız... Hayat yıkar...Bizler düşlerimizi yine kurarız...Hayat bir kez daha YIKAR...Kimileri buna kader der...Kimileri ise HAYAT bu der...Bizler ısrarla tekrar ve tekrar kurarız düşlerimizi...Elbette hayat yıksın diye değil; hayata inat ve umutsuzlara umut olsun diye...!!!
Elinde ne Varsa Hayata Dair, Ötesi Hiçbir Şey ya da Vesair, Hani Demiş ya Şair: Mutluluğu Sende Bulan Senindir, Ötesi MİSAFİR...

Yine burdayım... 
Tam bu noktada, ellerim cebimde hafif bir iç titremesi, bi sigara yaksam mı yoksa erken mi daha diye düşünürken; 
meğer ilk dumanı ciğerlerime çekmişim bile...
 

Söylenecek söz kalmadığında dudaktan dökülen büyülü sözdür HAYIRLISI...
 
Az çok bilirsin beni beceremem yaşamı, Bir damla su olsam Gider rakıya damlarım...!
 
Durma üz kendini üzebildigin kadar, hatalarını düzeltecekse.
Düşünme hiç şu ânını, düşüncesizlik garantiliyorsa yarını.
Ve kork ölümden ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse..''


Bardağa kola doldurur gibi değer vereceksin insanlara ağır ağır ve yavaş. Çok verirsen köpürür taşar, Elinde bardakla kalırsın.





Herkes Herkesi Aynı Sevemez Dostlarım.. Kimileri Gururunun Yettiği Kadar Sever, Kimileri de Ömrünün Yettiği Kadar...



Neden kendimizi bütün biriktirdiklerimizle olduğumuz gibi kabul etmiyoruz ve neden yaşadıklarımızı taşıyan yüzlerimizden geçmişi silmeye çalışıyoruz..!
Kendimizi kimden gizliyoruz...!!!



Kendi dünyamda kendi doğrularımla kendi hayatımı yaşıyorum kimseye verecek hesabım yok ALLAH dan başka...





Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz...
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı...
Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi...
Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda.....



Yalnız olmak, yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.




Üzülmüyorum... 
Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı... Hep hayırsız değil ya bu insanlar; bir gün beni de bulur hayırlısı......


Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı... Unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi..!


Nerede kalmıştık..!
Oradan ağlayalım halimize...


Bir insan eğer çok gülümsüyorsa, emin olun ruhunda depremler vardır. "Çünkü acıyan kalbinse, kimse bilsin istemezsin.."




Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok şey var; kiminin yüzüne, kiminin gelmişine-geçmişine...


Gözlerinin gördüğünü,yüreğinin gördüğüne değişyorsan EYVALLAH,Yüreğinin gördüğünü,gözlerinin gördüğüne değişiyorsan EYVAH EYVAH!
 




Yastığa başını koyduğun ân başlar asıl macera...




Sadece Susmak İstiyorum..! 
Yalan İnsanları Kâale Almadan... Sahte Yüzleri
Görmeden...Haklıyken Haksız Gözüksem Bile Kendimi Savunmadan...
Huzur Bulmak İstiyorum Gözlerimi Kapayıp, Kimseyi Anmadan Dinlemekİstiyorum Kafamı... Kaybettiğimi de bulmak..... Sessizliği dinlemek istiyorum.




Bazen "Su" olmak lazım , Sessiz sakin.! Bazen "Sel" olmak lazım , öfkeli ve hırçIn.! Bazen "Mum" alevi olmak lazım , sabırla tükenmeyi bekleyen..!

Bazense "volkan" olmak lazım , önüne gelen herşeyi hızla tüketen.!

Kimine Su olacaksın kimine Sel! Kimine Mum olacaksın kimine Volkan.!

Ama kimseye asla "Kul" olmayacaksın...

 

İnsanlar... Şu insan adı ile sıfatlandırılanlar yok mu?
Hani Kuran-ı Kerimde Eşrefi Mahlukat diye tabir edilen...
Yaratılmışların en şereflisi görülen, yaratılış amaçlarının dışına çıkmakta onlardan ustası yoktur . Şimdilerde çoğunda ne şeref kalmış ne haysiyet...
Düşünüyorum da darvin teorisini yanlış zamandamı yapmış ? Hani insan maymundan gelmiş diyor ya ; bence asıl şimdi insan maymuna dönüşüyor...
 


Bir duruşu olmalı insanın! 
Sokak lambaları gibi dimdik..! Işık vermeli dibine ve etrafına...Yine de ödün vermemeli mum misali kendinden. “Gurur” sözcüğünü “Onur” ile değiştirmeli lugatindan. Eğer kuralları hiçe sayıp kuralsız yaşamaksa ideol; bir onurunu, bir de şapkasını yanından ayırmamalı insan. Koltuğunun altına onurunu ,başına şapkasını alıp “Eyvallah” diyebilmeli, Kendisi olmalı insan,kendini bilen...




Huzuru Arıyorum... Biliyorum Ne Yerde Ne de Gökte... Aslında Huzur Belki de Benim İçimde... İhmal Ettiğim Bi Köşede..!!!




Daha cesurum artık. Keske dememek için çabalıyorum... İçimde büyütmüyorum hiçbir şeyi... Çok umursamıyorum ve çok anlam yüklemiyorum hiçbir şeye... Giderken benle başlayan cümleleri dinlemiyorum bile... Sadece tek bir cümle söylüyorum.. 'HER ŞEYİN HAYIRLISI'..!



Boğazımda düğümleniyor sözcükler, tam çıkacakken zor tuttuğum.
Söylemek için ertelediğim. Erteledikçe bittiğim.
Bir şeyler var içimde, hissediyorum, biliyorum...
Üstüne gidildikçe hassaslaşan, dudaklarımdan bir türlü çıkamayan, yüreğimin tam ortasını mesken etmiş, kalmış, kalıplaşmış...




İnsan yaşadığı hayatın,yaptıklarının yükünü taşır... Eğer yaşamak için başkalarının çemberine girmek zorunda kalırsanız, başkaları istediği zaman çemberi kapatır. Gerçekten de özgür olmanın yolu daha az muhtaç olmaktır. Birini tutkuyla seven onun çemberine girmiş olur, diğeri bu  sevgiyi biir bedel haline getirebilir. Kralın kalesine giren, kralın yasalarını kabul etmiş olur...



Yedi kat toprağın altında, binlerce defa yanacaksın ve yandıkça pişeceksin hayata.aşk sigaramın ucunda; dumandan, külden, senden yani ateşten ibaret,
yakıyorsun her defasında... Daha çekeceksin dedi yüreğim, daha çekecek..! Her gün biraz daha... Daha dedi yüreğim daha çekeceksin...!



Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi var hayatın... Farkında
olmadan basıyorsun çizgiye, kızıyorlar anında... 
YANDIN ! 
diye atılıyorsun oyun dışına...


İnatçı bir çocuk gibiyim... Hata yapsamda devam ediyorum, her seferinde yere sürtüyorum burnumu... Akıllanmıyorum... Canım yana yana imkansıza koşuyorum... Çevremdeki seslerin azaldığını hissediyorum... Herkes bıkıyor, ben bıkmıyorum.. Her seferinde kalbime değil elime yüzüme bulaştırdığım aşktan vazgeçemiyorum..!!



Bazen zordur yaşamak... Nefes almak bile güç gelir insana. Bir kuşun kanadına takılıp gitmek istersin uzaklara... Bazen bir güzel söz tutar insanı ayakta.. Bir canın sıcak gülümsemesi bağlar insanı hayata... Bir de 3 kelime kalır yüreklerde . KENDiNE iYi BAK. Bu yalancı dünyada...



Bazen söylenmemiş sözler; söylenmişlerden daha çok yakar canı…. Daha derine işlenir acısı. Özlemler tahmin edildiğinden daha fazla acıtır insanı… Yüreğinde hiç durmadan kanayan bir yaradır… Bir bakış, bir ân, bazende bir mekan o yaraya tuz olur… Özlemi yaşamadan anlamıyormuş insan… Yağmur bile başka yağarmış özlerken… Yağmur bedene değil, yüreğe yağarmış...
 





Nokta. koymakmıydı zor olan yoksa koyduğun noktanın ağırlığını taşımakmıydı? Yeniden büyük harflerle tertemiz bir hayat sayfasına başlamakmıydı ? mühim olan yoksa herşeye rağmen deyip, bir noktalı virgül kullanmakmıydı? Belki de bütün ömrümüzü yitirdik bu Noktalama işaretleri arasında ama şimdilerde ben herşeye inatla üç nokta koyup devam ediyorum  Hayatıma...




Gördüğüm değer kadardır verdiğim değer; bende herkes kendi değerini kendi belirler...



fi'l-kalbi mine'l-kalbi ile'l-kalbi sebîlâ...
 
innemâ Eşkû Bessi ve Hüzni iLâLLah!